Kıvılcım'dan Alev'e...

23 Ekim 2012 Salı

KÜÇÜK HÜCRELERE VERİLEN BÜYÜK GÖREV: KİNETİK HAREKETLENMELER


Her şeyin bir açıklamasını bulduklarını sanan bazı bilim insanları yüzünden yaşadığımız yüzyıla pek fazla sır kalmadığını düşünen genç bilim insanı adayları, çalışmalarını yapmaktan devamlı olarak vazgeçmekteler.

Bunun ana sebebi de taklitçilik korkusudur.


Özellikle genetik ve parça kinematiği konularında uzmanlaşan bilim insanları, oluşturdukları kuramların dokunulmaz olduklarına inanmak ve inandırmaktadır.

Çoğu astroloğun da kanıtladığı üzere evren sürekli genişlemektedir. İçinde bulunduğumuz yaşam olgusunda attığımız bir adıma karşı bizden belki de yüz bin adım uzaklaşan bir evren düşünün…

Ne mükemmel bir senfoni…

Bu güzellik silsilesi her geçen gün genç bilim insanlarına aslında yeni ufuklar yeni bilinmezlikler sunmaktadır.
İşte tüm bunlardan biri daha merak kapılarımızı aralamakta. Üzerinde yaşadığımız her nesnenin ve tabiki bizim de yaşam taşımız olan, maddeye birliği ile form kazandırabilen bunun yanında hazır olan bir formu aynı anda milyonlarca parçaya bölebilen adeta sihirli bir yapı.

Hücreler…

Yalnızca insana değil bir maddeye de varlığı ile değişik hareketlenmeler katabilen ve bu hareketlenmeler neticesinde içinde bulunduğu yapının enerjisini değiştirerek, onu daha dayanıklı, daha esnek ve daha tok yapabilen tek şey yalnızca bir hücredir.

Bizden katrilyonlarca kat küçük bu yapı doğru kullanıldığında çok farklı alanlarda iyi işler çıkartabilmektedir.
Farklı örnekler halen daha dünyamızda bulunmasına karşın dünyamız dışında da yaşamın olduğu izlenimini bize kazandırabilecek deneyler üzerinde halen daha çalışılmaktadır.

Dediğim gibi evrenin genişlemesi ve bizim de onun peşinden merakla ilerlememiz yeni izlenimleri bize kazandırmaktadır.

Bu izlenimleri dünya üzerinde test ederek belki de olası bir canlı familyasının keşfinin yapılması yakındır. İşte bu doğrultuda yapılan tüm araştırmalar kâinatı oluşturan o küçük yapıların sorgulanması sayesinde gerçekleşmektedir.

Geçtiğimiz yüzyıllarda (1655) Satürn’ün uydusu ve Güneş sisteminin ikinci büyük uydusu Titan keşfedildi.  O zamanlarda hücre bilimi konusunda yok denecek kadar az bilgiye sahip olan bilim insanları bu konu hakkında fazla araştırma yapamadılar. Fakat şimdiler de Titan’dan alınacak toprak parçaları moleküler ortamda incelenmek istenmektedir. Uzaktan çekilen kamera görüntülerinde bile yoğun bir atmosfere sahip oluğu görülen titan da moleküler bir hayat olabilme ihtimali yüksektir.

Üzerinde derin okyanuslar ve değişik tepeler bulunduran Titan moleküler yaşama elverişli olabilir.
Titan biraz uzak bir ihtimal olarak gözükebilir. Fakat ya aynı moleküler enerjiyi dünyamızda kullanarak faydalı işler yapabileceğimizi söylesem?

Süspansiyon sistemlerini ele alalım, süspansiyon amortisörlerinin içinde bulunan sıvıya katılacak metal parçacıklarının sıvı hareketinden enerji kazanarak sıvıda bir tutuculuk sağladığını ve bu sayede büyük kazaları önleyebildiğini bir düşünün…

Yada hava sürtünmesi ile enerji kazanan uçak gövdesi üzerindeki özel metallerin bu enerjiyi uçakların içindeki elektrik enerjisini sağlayan kaynağa yardım amaçlı kullanabildiğini…

Aslına bakılırsa moleküler dünyada düşünmenin sınırı yok gibi gözükmekte. Ve bu sayede genç bilim insanları beyinlerini besleyecek ve insanlığa faydalı olabilecek araştırmalarda yer alabilmektedir.
Moleküler dünya da her bilim dalına yer vardır. Fizik, Biyoloji, Matematik menşei her bilim dalı bu alanda araştırma yapabilir.

Fakat maalesef bilim dünyasının bize sunduğu bu okyanustan yalnızca heyecanını yitirmemiş ve umudunu kaybetmemiş genç beyinler faydalanacaktır.

Adil Can KAVCAR


22 Ekim 2012 Pazartesi

ROKETSAN UMTAS


Türkiye'nin savunma sanayii firmalarından Roketsan'ın geliştirdiği tanksavar füze sistemidir.
            

UMTAS öncelikli olarak Taarruz helikopterlerinden kullanım amacıyla tasarlanmıştır. Üzerinde barındırdığı yüksek teknoloji ile modern savaş alanındaki tüm zırhlı tehditlere karşı etkilidir.
            

8 kilometre menzile kadar etkili atış yapabilen UMTAS, 2005 yılında ATAK projesi kapsamında güdümlü füze ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla projelendirilmiş ve geliştirilmeye başlanmıştır. At-unut kızılötesi güdümlü füze sınıfında olan ve zırh delici başlığa da sahip olan füze, Roketsan’ın ihraç amaçlı geliştirdiği ürünler arasında yer almaktadır.



Taktik Özellikler

-Gündüz-gece ve tüm hava koşullarında görev yapabilme özelliği
-At-Unut ve At-Güncelle kullanım modları
-Hedef güncelleme yeteneğinin sunduğu esneklik ile;
-Sutre arkasından atış
-Sutre arkasından gizlenmiş hedeflere atış
-Hassas vuruş noktası ayarlayabilme
-Vuruş etkinliği değerlendirme imkanı
-Sabit ve hareketli hedeflere karşı kullanım
-Geniş açısal fırlatma zarfı ile platform doğrultusu dışındaki hedeflere etkinlik
-Sıvı yakıt yangını ve kurşun çarpmasına duyarsız mühimmat özelliği


ATAK helikopterlerinin havadan yere zırhlı hedeflere karşı kullanacağı modern tanksavar silah sistemi UMTAS, görüntüleyici kızıkötesi arayıcı başlığı ile helikopter-tank savaşında uzun menzil olarak tanımlanan 8 km’ye kadar etkindir.

UMTAS helikopter platformlarının yanısıra diğer hava,kara ve deniz platformlarından kullanıma uygun özellikte bir sistemdir.



                                                SİSTEM ÖZELLİKLERİ
Çap : 160 mm
Ağırlık : Füze <37.5 kg; 4 Füze + Lançer <210kg
Uzunluk :<1750mm
Menzil : 500 - 8000 m
Harpbaşlığı : Reaktif Zırh Korumalı Tanklara Karşı Etkin Duyarsız Tandem HB
Güdüm :Güdüm prensibi:
Hedef seçimi öncesinde Ataletsel arasafha güdüm
Veri bağı üzerinden taarruz bölgesi görüntüsünün kullanıcıya iletilmesi
Hedefin kullanıcı tarafından seçimi
Kilitlenilen hedefe otonom güdüm
Kilitlenme sonrasında hedef değişikliği ya da vuruş noktası güncellemesi mümkündür
Platformlar: ATAK ve MIL-STD-1760 uyumlu tüm modern taarruz helikopterleri.

Saygılarımla,
Kamil Yasin Karpuz                                                      Kaynak: http://www.trmilitary.com

13 Ekim 2012 Cumartesi

BİR IMSP...


Değişik ülkelerden katılımcıları ve seçkin sanayi kuruluşlarının güzel stantları eşliğinde birbirinden değerli bilim insanlarının sunumları, 14.International Materials Symposium'12 adıyla Pamukkale Üniversitesi bünyesinde 10-12
Ekim arasında gerçekleşti.

3 gün boyunca malzeme bilimi açısından birbirinden değerli fikirlerin katılımcılara aktarıldığı sempozyumda en çok ilgiyi Askaynak'ın standı çekti..

Askaynak standında Lincoln Electric'in Vrtex 360 adıyla piyasaya sürdüğü öğrenim açısından gayet kullanışlı bir kaynak simulatorü katılımcılar tarafından büyük beğeni topladı...

TMMOB ilgi çekici yayınları ile dikkatleri topladı, Kardemir ve Mak Elektronik'te en çok ziyaret edilen stantlardan oldu.

Bunların haricinde Denizli'ye özgü el dokumaları, yatağan bıçakları ve değişik lezzetlerde katılımcılar ile buluştu...

23 Ağustos 2012 Perşembe

BİLİŞİM VE BİLİŞİM SİSTEMİ KAVRAMLARI ÜZERİNE

Mahiyeti itibariyle mala zarar verme suçu ve bilişim suçu malvarlığına yönelik suçlar olmasına karşın[1], mala zarar verme suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Özel Hükümler” başlıklı ikinci kitabının “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlıklı onuncu bölümünde düzenlenmişken, bilişim suçları aynı kitabın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının “Bilişim Alanında Suçlar” başlıklı onuncu bölümünde düzenlenmiştir.

Bazen bilişim suçuna konu mal da mala zarar verme suçunun konusu olabilmektedir. Dolayısıyla bilişim suçuna konu mal sadece bilişime özgülenmiş mal olduğu halde, mala zarar verme suçuna konu mal her türlü mal olabilmektedir.

Bununla birlikte faile verilecek ceza bakımından da farklılıklar bulunmaktadır. Nitekim Türk Ceza Kanununda “Topluma Karşı suçlar” altında düzenlenmiş olan suçlar için “Malvarlığına Karşı Suçlar“dan daha ağır cezalar öngörülmüştür. Dahası, mala zarar verme suçunun kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç iken bilişim suçlarının kovuşturulması şikâyete bağlı değildir.

İşte, malvarlığı kapsamında değerlendirdiğimiz bilişim sisteminin tespiti yukarıda sözünü ettiğimiz gerekçeler nedeniyle oldukça önem arz etmektedir.

Bilişim sözcüğünü Türkçemize kazandıran Prof. Dr. Aydın Köksal bu kelimeyi nasıl türettiğini şöyle açıklıyor: “’Bilişim’ sözcüğünü, bilmek eyleminden bilişmek eylemini türeterek ve Türkçenin bitişken yapısına uygun biçimde ‘İm’ ad yapım ekini kullanarak ürettim. ’İş’ yapıbirimi eylemin dönüşlü çatısını oluşturur ve o eylemin karşılıklı olarak, birlikte, aynı amaç için kimi zaman yinelenerek, devingen biçimde yapıldığını belirtir. Örneğin koşmak > koşuşmak, olmak > oluşmak, bulmak > buluşmak.[2].

Prof Dr. Aydın Köksal bilişimi, “İnsanoğlunun teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandığı ve bilimin dayanağı olan bilginin, özellikle elektronik makineler aracılığıyla, düzenli ve ussal biçimde işlenmesi bilimi. Bilgi olgusunu, bilgi saklama, erişim dizgeleri, bilginin işlenmesi, aktarılması ve kullanılması yöntemlerini, toplum ve insanlık yararı gözeterek inceleyen uygulamalı bilim dalı.”[3] olarak tanımlamaktadır.

Güncel Türkçe Sözlük’te bilişim şöyle tanımlanmıştır: “İnsanoğlunun teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandığı ve bilimin dayanağı olan bilginin özellikle elektronik makineler aracılığıyla düzenli ve akla uygun bir biçimde işlenmesi bilimi.”[4]. BSTS / Bilişim Terimleri Sözlüğü’nde ise bilişim şöyle ifade edilmiştir: “İnsanoğlunun teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandığı ve bilimin dayanağı olan bilginin, özellikle elektronik makineler aracılığıyla, düzenli ve ussal biçimde işlenmesi bilimi. Bilgi olgusunu, bilgi saklama, erişim dizgeleri, bilginin işlenmesi, aktarılması ve kullanılması yöntemlerini, toplum ve insanlık yararı gözeterek inceleyen uygulamalı bilim dalı. Disiplinlerarası özellik taşıyan bir öğretim ve hizmet kesimi olan bilişim bilgisayar da içeride olmak üzere, bilişim ve bilgi erişim dizgelerinde kullanılan türlü araçların tasarlanması, geliştirilmesi ve üretilmesiyle ilgili konuları da kapsar. Bundan başka her türlü endüstri üretiminin özdevimli olarak düzenlenmesine ilişkin teknikleri kapsayan özdevin alanına giren birçok konu da, geniş anlamda, bilişimin kapsamı içerisinde yer alır.[5].

Prof Dr. Aydın Köksal’ın yaptığı tanımdan da anlaşılacağı üzere bilgisayar bir makineyi, bilişim ise bir bilim dalını ifade etmektedir. Bilişim sistemi terimi ise, bilgisayarı da içine alan üst bir kavramdır. Buna göre her bilgisayar bilişim sistemi içinde değerlendirilecektir. Ancak bilgisayar haricinde bilişim sistemi olarak addedilebilecek bir takım makineler/cihazlar vardır. Örneğin robotlar ve bilgisayar tanımına tam anlamıyla uymayan kimi cep telefonları bilişim sistemidir. Gene Internet’e bağlanabilen çamaşır makinesi ve klima gibi makineler de bilişim sistemidir[6].

            Bilgisayarı icat eden bilimadamları bu aygıta “hesaplayarak sonuca ulaşma, sayma, toplama, hesaplama” anlamına gelen “to compute” fiilinden türettikleri “computer” adını vermişlerdir[7]. Buna karşılık bilgisayar yalnızca hesap yapmamakta bununla birlikte verileri saklama ve istendiğinde bu verileri geri getirme özelliğine de sahiptir[8]. Bilgisayar bunları yapmakla da kalmaz, verilerin işlenmesine de olanak sağlar ve hatta verilerin başka bilgisayarlara iletilmesini de sağlarlar.

The Merriam-Webster Dictionary’de bilgisayar “verileri saklayan, geri getiren ve işleyen programlanabilir elektronik aygıt” olarak tanımlanmıştır[9]. Buna göre bir aygıtın bilgisayar olabilmesi için verileri saklaması, geri getirmesi ve işlemesi yetmez, ayrıca bu aygıtın programlanabilir elektronik aygıt olması gerekmektedir. Programlanabilir olma, aygıtın talimat almaya elverişli olması anlamına gelmektedir.

            Bilgisayar iki ana yapıdan oluşmaktadır. Bunlar donanım (hardware) ve yazılım (software) olarak adlandırılır. İşte bilgisayarlar hesap yapma, verileri saklama, saklanan veriyi geri getirme, verileri işleme ve verileri başka bilgisayarlara aktarma işlemlerini donanım ve yazılımları sayesinde yaparlar. Donanım bilgisayarın fizikî yapısını oluşturur, yazılım ise bilgisayarın soyut yapısını oluşturur. Yazılım, bilgisayarın soyut bileşenini oluşturan, kodlama olarak da adlandırılan elektronik biçimde toplanabilen, depolanabilen, işlenebilen, belli bir görevi yerine getirmek için bilgisayara yüklenen ya da daha önceden içine yerleştirilen, bilgisayara işlerlik kazandıran komutlar bütünüdür[10]. Donanıma örnek olarak CD-ROM, hard disk, anakart, işlemci, ekran kartı, monitör, klavye ve fare verilebilir.

            Yazılımlar, işletim sistemi diye adlandırılan işletim yazılımları ve bu işletim sistemleri içerisinde çalışan uygulama yazılımları olmak üzere ikiye ayrılır. Bununla birlikte, işletim sistemi özelliğine sahip olmayan kimi uygulama yazılımları bir işletim sistemine gerek duymadan çalışabilmektedir. Uygulama yazılımlarının işletim sistemi yazılımına uygun olması gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse herhangi bir Macintosh işletim sisteminde çalışması için üretilen bir yazılım Windows işletim sistemleri ya da Linux işletim sistemlerinde çalışmayacaktır[11].

Veri, her türlü bilginin, bilişim sisteminin işlem yapabileceği, sonuçlar üretebileceği ve gerektiğinde yeniden okuyabileceği şekilde sayısal birimlere dönüştürülmüş halidir[12]. Bir bilişim sisteminde veya bilişim sistemi tarafından okunabilen araçlarda saklanabilen, üzerinde işlem yapılan her şey veridir[13]. Bir başka bir deyişle veri bilginin bilgisayardaki hâlidir.

Veriler, sadece biz insanların okuyabildiği ya da yazı yazdığı sayısal birimler değildir. Buna ek olarak bilişim sisteminin soyut yapısını oluşturan yazılımlar da veridir. Dolayısıyla bilişim sisteminin soyut yapısını oluşturan veri diye adlandırdığımız bu sayısal birimler, bilişim sisteminde saklanabilirler, istendiğinde geri getirilebilirler, işlenebilirler, başka bilişim sistemlerine taşınabilirler. Özetle, bilişim sisteminin tüm soyut unsurlarının veri olduğu söyleyebiliriz[14].

Veriler bilişim sistemi dışında da saklanabilmektedir. Örneğin CD (Compact Disc), DVD (Digital Versatile/Video Disc) veya disketlerde verileri depolayabilmekteyiz. Donanım niteliğine sahip olan ve verileri barındıran bu unsurlar bilişim sisteminin istendiğinde bir parçası olabilmektedir.
 
Av. Hakan DİMDİK

KAYNAKÇA

Dülger, Murat Volkan; Bilişim Suçları, 1. Bası, Ankara 2004.

Ketizmen, Muammer; Türk Ceza Hukukunda Bilişim Suçları, Ankara 2008.

Köksal, Aydın; Bilişim Sözcüğü Üzerine, İnternet erişim adresi: http://dergi.tbd.org.tr/yazarlar/11022002/aydin_koksal.htm , Erişim Tarihi 4.10.2007.

Kurt Levemt; Açıklamalı-İçtihatlı Tüm Yönleriyle Bilişim Suçları ve Türk Ceza Kanunundaki Uygulaması, 1. Bası, Ankara 2005.

Reed, Chris/Angel, John; Computer Law, Fifth Edition, Oxford University Press, New York 2003.

Sınar, Hasan, İnternet ve Ceza Hukuku, 1. Bası, İstanbul 2001.



[1] İstisna olarak, TCK m. 243/I’de düzenlenmiş olan bilişim suçu mala zarar verme niteliği taşımamaktadır.
[2] Köksal, Aydın; Bilişim Sözcüğü Üzerine, İnternet erişim adresi: http://dergi.tbd.org.tr/yazarlar/11022002/aydin_koksal.htm , Erişim Tarihi 4.10.2007.
[3] Köksal.
[6] Reed, Chris/Angel, John; Computer Law, Fifth Edition, Oxford University Press, New York 2003, s. 2, dn. 2.
[7] Dülger, Murat Volkan; Bilişim Suçları, 1. Bası, Ankara 2004, s. 36.
[8] Dülger, s. 37.
[10] Kurt, Levent; Açıklamalı-İçtihatlı Tüm Yönleriyle Bilişim Suçları ve Türk Ceza Kanunundaki Uygulaması, 1. Bası, Ankara 2005, s. 34.
[11] Her üç sistemde de çalışan uygulamalar bulunmaktadır. Bunun nedeni söz konusu uygulamanın her üç işletim sistemi için de uygun olmasıdır. Örneğin html sayfaları, “.swf” uzantılı flash dosyaları ya da java uygulamaları. Flash ve Java uygulamalarının işletim sistemlerinde çalışabilmesi için ise her üç işletim sistemine özgü Flash Player ve Java Runtime Environment uygulamalarının yüklenmesi gerekecektir.
[12] Dülger, s. 38.
[13] Dülger, s. 38.
[14] Avrupa Siber Suç Sözleşmesi’nin 1. maddesinin b bendi de aynı yöndedir. Söz konusu bente göre; “’bilgisayar verisi’ terimi, bir bilgisayar sisteminin belli bir işlevi yerine getirmesini sağlayan yazılımlar da dahil olmak üzere, bir bilgisayar sisteminde işlenmeye uygun nitelikteki her türlü bilgi ve konsepti ifade edecektir…

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Durum Uzayı Yönteminin Kontrol Sistemlerine Getirileri



Genel olarak ele alındığında kontrol sistemleri insanların refleks gösteriminden daha kısa bir sürede yapılacak kontrol veya denge işlemi gerçekleştirmeyi hedefler.

Sistem üzerinde kontrol yapılması istendiğinde öncelikle kontrol edilecek sistem üzerinde kontrolü gerçekleştirecek elemanın sisteme olan uyumluluğu tartışılır. Belli bir elemanda karar kılınıldıktan sonra, sistemden alınacak ve kontrol sistemine iletilecek sinyalin ne tarz bir sinyal olacağı belirlenir. Eğer bir dönüşüm söz konusu ise sisteme bir dönüştürücü ilave edilip edilmeyeceği kararlaştırılır.

Sistem sonrasında bütünüyle ele alınarak matematiksel modelleme oluşturulur. Oluşturulan bu prosesten sonra sistemin devamlılığı iki ayrı grupta incelenir.
 
Birincisi; tek giriş ve çıkıştan meydana gelen, çok fazla hassasiyete ihtiyaç duyulmadığı alanlarda kullanılmak veya ilgili mühendislik dallarının üniversite eğitiminde lisans düzeyinde göstermek üzere çeşitli kabullerin de yapıldığı ve bu sayede bir denklem ile daha fazla sisteme hitap etme özelliğini de içinde barındıran daha basit gelen bir modellemedir. Belirtilen tipteki denklemler “Klasik Yöntem” ile çözümü gerçekleştirilen denklemlerdir.

Genel kabullerden belli başlı olanlarını örnek üzerinde açıklarsak;

Araç üzerine takılı herhangi bir uzvu ele alırsak hareket esnasında oluşacak iki farklı denklem de komplekslik görülebilir;

·         fmy(lxcosΘ) – fnx(lxsinΘ)= IaΘ’’  …………. (1)
·         fnx= m(d2/dx2) (xlsinΘ)                 …………. (2)

denklemleri ; sinΘ = Θ , cosΘ=1, Θ, Θ’=0 dönüşümleri uygulanır ise,

·         fmy(lx) – fnx(lxΘ)= IaΘ’’                                …………. (1*)
·         fnx = m(x’’+IΘ’’)                                               …………. (2*)

haline gelerek doğrusallaştırılır veya derecesi düşürülür bu sayede istenen sonuç klasik metot ile elde edilebilir.

İkinci yöntem ise, hiçbir kabul gözetmeksizin direk olarak denklemlerin çözümüne ve ilgili analizlerin yapılması esasına dayanır.

İnsan hayatını öncelikli olarak etkileyen veya kontrol esnasında aşırı hassasiyet gerektiren yerlerde b yöntem kullanılır. Tüm analizler sonuçlandırıldığında genel denklem uygulamaya geçirilir. Uygulama aşamasında bir problem sezilmeyen ve istenen tolerans aralığında çalışabilen sisteme uygulanan yöntem “Durum Uzayı” olarak adlandırılır.

Yöntem, karmaşık denklemlere daha rahat bir çözüm önerisi sunar ve daha hassas kontrol teorisini ortaya atan bir gösterim çeşididir.

Sistemin karmaşası yalnızca çıkışları nedeniyle olmadığı gibi girişleri ile de alakalıdır. Birden fazla giriş ve çıkış içeren sistem, doğrusal olmayan bir sisteme dönüşür ve bu yöntem ile çözümü gerçekleşebilir.

Fakat tüm bu avantajlara rağmen durum uzayı gösterimi bize isteneni tam anlamıyla veremeyebilir veya denklem tıkanabilir. İşte bu tip şikayetlerin devamlılığı ve henüz duruma bir çare bulunamayışından dolayı klasik sistem tamamı ile rafa kalkmaktan kurtulmuştur.

Belli bir noktada veya çeşitli durumlarda başlangıçlarda klasik yöntemden yardım alınabildiği görülebilir. İki yöntem arasında söylediğim birlikteliğin gerçekleşmesi için bir bağıntı kurulur. Transfer fonksiyonu ve durum uzayı gösterimi arasındaki bağıntı sayesinde denklem çözümü her iki yöntemden yardım alınarak kolaylaştırılabilir.  

Adil Can KAVCAR



4 Temmuz 2012 Çarşamba

ASELSAN Talos Projesi'ni bitirdi.

ASELSAN, milli hava savunma sisteminden sonra TALOS Projesi'yle de sınırlarımıza terör bariyeri çekiyor.

ASELSAN, sınırları 7 gün, 24 saat etkin denetim altında tutacak, terör amaçlı sızmaların ve kaçak girişlerin önüne geçecek yeni bir sistemi hayata geçiriyor.

ASELSAN, Taşınabilir Otonom Sınır ve Geniş Alanlar İleri Gözetleme Sistemi (TALOS) Projesi'ni tamamladı.

Yaklaşık 20 milyon lira bütçe kullanılarak, 14 yabancı firmanın katılımıyla gerçekleştirilen sistem sayesinde, kontrolü zor olan sınırlar ve geniş alanlarda etkin keşif ve gözetleme maksimum düzeye çıkacak.

İnsansız kara ve hava araçları ile sabit sensör kulelerinin, komuta kontrol merkezinde planlanan görevler çerçevesinde, otonom bir şekilde işletimini sağlayan proje ile kara sınırları 7 gün 24 saat etkin şekilde denetlenebilecek.

Proje kapsamında geliştirilen insansız kara araçları, üzerlerindeki kamera sistemleri ile tespit ettikleri sınır ihlallerini, komuta kontrol merkezine bildirerek ilgili birimlerin harekete geçmesini sağlıyor.

İnsansız kara araçları, ayrıca merkezin yönlendirmesi ile otonom olarak tehditlere müdahale edebiliyor.

İnsana dayalı gözetleme sona erecek...

Asıl amacı sınırları korumak ve kontrol altında tutmak olan sistemin hiçbir silah donanımı bulunmuyor.

Zorlu koşullarda insana dayalı gözetleme yapılmasını ve tehditlere birebir müdahale edilmesini ortadan kaldıran proje, sınır boylarında görev yapan Mehmetçik'e katkı sağlayacak.

Sistemin, hayata geçmesiyle sınır güvenliğinden sorumlu güvenlik birimleri, güvenli ve rahat şekilde komuta kontrol merkezlerinde görev yapma imkanına kavuşacak.

TALOS Projesi, ayrıca yüksek miktarda altyapı harcaması gerektiren geleneksel sınır güvenlik sistemlerinin aksine, taşınabilir birimlerden oluşan yapısıyla, güvenlik güçlerine düşük maliyetli bir çözüm sunuyor.

Projede kullanılan sabit sensör kulelerin, sadece insansız kara araçları ile gözetlenemeyen kritik bölgelere kurulması planlanıyor.


Saygılarımla,
Kamil Yasin Karpuz

28 Haziran 2012 Perşembe

Çin sessiz ve derinden ilerliyor.


 Çin, bir gün içinde uzay ve deniz keşiflerinde ilklere imza attı.


                Çin ilk olarak, dokuz gün önce Shenzhou-9 roketiyle uzaya gönderdiği üç astronotunun dün başarıyla Tiangong-1 uzay laboratuvarına ulaşmasına tanık oldu. Shenzhou-9, asronotların komutasında Çin'in ilk uzay laboratuvarı Tiangong-1 ile birleşti. Böylece, insanlı uzay görevleri ve uzay deneylerinin gerçekleştirilmesi adına büyük bir adım atan Çin, ABD ve Rusya'nın ardından bu uzayda bu kapasiteye ulaşan üçüncü ülke oldu.

EN DERİN NOKTAYA İNDİ
            Çin aynı gün, ikinci bir başarıya daha imza attı. Çin'e ait insanlı bir denizaltı, dünyanın en derin noktası olarak bilinen Pasifik Okyanusu'ndaki Mariana Çukuru'na daldı. Denizaltı, 11 kilometre derinliğindeki çukurun 7 bin 20 metre derinliğine ulaşmayı başardı.
            Ünlü yönetmen Steve Cameron, Mart ayında Mariana Çukuru'nun (Mariana Trench) en alçak seviyesi olan Challenger Deep noktasına ulaşma başarısı göstermişti.

            Mariana Çukuru'na inen Çinli üç denizci, Pasifik Okyanusu'nun 7 bin metre derinliğinden, Shenzhou 9 uzay aracındaki astronotlara tebrik mesajı gönderdi. Ye Cong, Li Kaizhou ve Yang Bo adındaki üç denizci, "Astronotlarımızın kendi komutalarıyla gerçekleştirdikleri başarılı kenetlenmenin yanı sıra, Çin'in uzay ve denizdeki görevlerinde büyük başarılar diliyoruz" dediler.


ÇİN'İN YÜKSELİŞİ
            Çin'in peşinden koştuğu büyük projelerde büyük başarılar elde ederek yoluna devam etmesi, dünyanın da büyük ilgisini uyandırdı.

            Washington merkezli düşünce kuruluşu Heritage Foundation'da araştırmacı olan Dean Çeng, "Bu tür başarılar, halkın bugüne kadar elde edilen başarıların kendi ürünleri olduğunu hatırlatmak konusunda Çin Komünist Partisi'ne yardımcı olacak... Parti'nin devam edecek iktidarı ve güvenilirliği için bunlar önemli gelişmeler... Gelecek aylarda Çin'den daha fazla başarı bekliyorum" dedi.


            Çin, 2020'de uzayda yeni bir istasyon inşa etmek istiyor. Bu kapsamda, astronotlarının uzay araçlarını kendileri kontrol ederek uzay istasyonlarıyla birleştirebilmeleri büyük önem taşıyor. Shenzhou-9'un başarısından önce, Çin benzer işlemleri yerdeki komuta istasyonlarından yönetmişti.

SUALTI ÜSSÜ
            Aynı gün gelen iki büyük başarının ardında, yerel basın Çin'in sualtında da bir üs inşa etmeyi planladığını öne sürdü. Buradaki amacın, uzay görevlerinde daha fazla tecrübe elde etmek olduğu belirtildi.


            Adını mitolojik bir deniz ejderinden alan Jiaolong denizaltısı, denizin Mariana Çukuru'nda üç saat harcayarak, su ve bitki numuneleri topladı, deniz tabanına işaretleyiciler bıraktı. Xinhua haber ajansı, toplamda 11 saat süren görevin, Çin'i deniz keşfinde oldukça ileri olan ABD, Japonya, Fransa ve Rusya gibi ülkelerin arasına soktuğunu belirtti.

            Çinli yetkililer, yapılan görevin ardından, ileride sulatında petrol arama çalışmaları da başlatılabileceğini belirtti. CNN'e konuşan analist Çeng, "Çin'in okynus keşfi programını, 1996'da hazırlanan dokuzuncu beş yıllık planına eklediğini ve o zamandan bu yana bu alana önemli yatırım yapıldığını" ifade etti.


            Çin'in 1992'den bu yana süren uzay programının toplam maliyetinin 6.27 milyar dolara geleceği tahmin edilirken, Çeng, Çin'in rakiplerine uyarıda bulundu: "Çin'in atılımları, bilim alanında egemenliği uzun süredir elinde bulunduran ABD ve Batılı ülkelere bir uyarı anlamı taşıyor... Çin, bugün aynı anda uzaya çıkıyor, okyanusun dibine iniyor" dedi.

Saygılarımla,
Kamil Yasin Karpuz