Kıvılcım'dan Alev'e...
Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2012 Perşembe

Çin sessiz ve derinden ilerliyor.


 Çin, bir gün içinde uzay ve deniz keşiflerinde ilklere imza attı.


                Çin ilk olarak, dokuz gün önce Shenzhou-9 roketiyle uzaya gönderdiği üç astronotunun dün başarıyla Tiangong-1 uzay laboratuvarına ulaşmasına tanık oldu. Shenzhou-9, asronotların komutasında Çin'in ilk uzay laboratuvarı Tiangong-1 ile birleşti. Böylece, insanlı uzay görevleri ve uzay deneylerinin gerçekleştirilmesi adına büyük bir adım atan Çin, ABD ve Rusya'nın ardından bu uzayda bu kapasiteye ulaşan üçüncü ülke oldu.

EN DERİN NOKTAYA İNDİ
            Çin aynı gün, ikinci bir başarıya daha imza attı. Çin'e ait insanlı bir denizaltı, dünyanın en derin noktası olarak bilinen Pasifik Okyanusu'ndaki Mariana Çukuru'na daldı. Denizaltı, 11 kilometre derinliğindeki çukurun 7 bin 20 metre derinliğine ulaşmayı başardı.
            Ünlü yönetmen Steve Cameron, Mart ayında Mariana Çukuru'nun (Mariana Trench) en alçak seviyesi olan Challenger Deep noktasına ulaşma başarısı göstermişti.

            Mariana Çukuru'na inen Çinli üç denizci, Pasifik Okyanusu'nun 7 bin metre derinliğinden, Shenzhou 9 uzay aracındaki astronotlara tebrik mesajı gönderdi. Ye Cong, Li Kaizhou ve Yang Bo adındaki üç denizci, "Astronotlarımızın kendi komutalarıyla gerçekleştirdikleri başarılı kenetlenmenin yanı sıra, Çin'in uzay ve denizdeki görevlerinde büyük başarılar diliyoruz" dediler.


ÇİN'İN YÜKSELİŞİ
            Çin'in peşinden koştuğu büyük projelerde büyük başarılar elde ederek yoluna devam etmesi, dünyanın da büyük ilgisini uyandırdı.

            Washington merkezli düşünce kuruluşu Heritage Foundation'da araştırmacı olan Dean Çeng, "Bu tür başarılar, halkın bugüne kadar elde edilen başarıların kendi ürünleri olduğunu hatırlatmak konusunda Çin Komünist Partisi'ne yardımcı olacak... Parti'nin devam edecek iktidarı ve güvenilirliği için bunlar önemli gelişmeler... Gelecek aylarda Çin'den daha fazla başarı bekliyorum" dedi.


            Çin, 2020'de uzayda yeni bir istasyon inşa etmek istiyor. Bu kapsamda, astronotlarının uzay araçlarını kendileri kontrol ederek uzay istasyonlarıyla birleştirebilmeleri büyük önem taşıyor. Shenzhou-9'un başarısından önce, Çin benzer işlemleri yerdeki komuta istasyonlarından yönetmişti.

SUALTI ÜSSÜ
            Aynı gün gelen iki büyük başarının ardında, yerel basın Çin'in sualtında da bir üs inşa etmeyi planladığını öne sürdü. Buradaki amacın, uzay görevlerinde daha fazla tecrübe elde etmek olduğu belirtildi.


            Adını mitolojik bir deniz ejderinden alan Jiaolong denizaltısı, denizin Mariana Çukuru'nda üç saat harcayarak, su ve bitki numuneleri topladı, deniz tabanına işaretleyiciler bıraktı. Xinhua haber ajansı, toplamda 11 saat süren görevin, Çin'i deniz keşfinde oldukça ileri olan ABD, Japonya, Fransa ve Rusya gibi ülkelerin arasına soktuğunu belirtti.

            Çinli yetkililer, yapılan görevin ardından, ileride sulatında petrol arama çalışmaları da başlatılabileceğini belirtti. CNN'e konuşan analist Çeng, "Çin'in okynus keşfi programını, 1996'da hazırlanan dokuzuncu beş yıllık planına eklediğini ve o zamandan bu yana bu alana önemli yatırım yapıldığını" ifade etti.


            Çin'in 1992'den bu yana süren uzay programının toplam maliyetinin 6.27 milyar dolara geleceği tahmin edilirken, Çeng, Çin'in rakiplerine uyarıda bulundu: "Çin'in atılımları, bilim alanında egemenliği uzun süredir elinde bulunduran ABD ve Batılı ülkelere bir uyarı anlamı taşıyor... Çin, bugün aynı anda uzaya çıkıyor, okyanusun dibine iniyor" dedi.

Saygılarımla,
Kamil Yasin Karpuz

7 Haziran 2012 Perşembe

5. NESİL SAVAŞ UÇAĞI; SUKHOİ T-50- RUSYA


Rusya 5. Nesil Savaş Uçağı İle Meydan Okuyor
Rusya Hava Kuvvetleri için geliştirilmekte olan Rusya’nın ilk 5. nesil savaş uçağı Sukhoi T-50 (PAK-FA) ilk uçuşunu 29 Ocak 2010 tarihinde geerçekleştirdi. Geliştirilme çalışmalarına 2002 yılında Sukhoi firması tarafından başlanan uçağın ilk uçuşunu gerçekleştirmesi, Sovyet zamanlarından beri yeni bir savaş uçağı geliştirmeyen Rus Havacılık sanayisi için büyük anlam ve önem taşıyor.

            Bu ilk uçuşun bir başka anlamı da Batı’nın askeri havacılıkta son 20 yılda elde ettiği kazanımlara karşı meydan okuması.olarak gösteriliyor. ABD 1980'lerde geliştirmeye başladığı F-22 Raptor uçaklarını 2000li yılların başında hizmete sokarak, dünyadaki ilk 5. nesil savaş uçağını hizmete sokmuştu. Bunun yanında ABD 1990’larda başlattığı JSF (Müşterek Taaruz Uçağı) programında 2000’den fazla uçağı kendi hava kuvvetleri için; bin kadar uçağı da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu müttefik ülkeler için üretmeyi planlıyor. Seçilen uçak ise Lockheed Martin firması tarafından geliştirilen F-35 uçağı yine 5. nesil karakterlere sahiptir. Sukhoi T-50 ile Rusya ABD’nin ve onun müttefiklerinin hem F-22 hem de F-35 uçaklarına cevap vermektedir.

            5. Nesil?
            2. Dünya Savaşından sonra geliştirilen savaş uçakları sahip olduğu teknolojiler ve fiziksel kararkterleri ölçüsünde nesillere ayrılmaktadır. Mesela şu an Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmakta olan F-4E Phantom uçakları 3. nesil; F-16C/D uçakları ise 4. nesil savaş uçağı olarak değerlendirilmektedir. Avrupalı üreticilerin son yıllarda geliştirdikleri Eurofighter Typhoon, Rafale, Gripen tipi uçaklar ise 4+ nesil olarak değerlendiriliyor. Şu an kullanımda olan tek 5. nesil savaş uçağı ise Amerikan Hava Kuvvetleri’nin F-22 av/önleme uçağı. 

            Peki 5. nesil bir savaş uçağını, 4. nesil bir savaş uçağından ayıran (mesela bir F-16’dan) kriyerler neler? 
           

            Bu sorunun cevabı muğlak olsa da şöyle özetlenebilir: 

            - Görünmezlik: 5. nesil uçaklar radarlara yakalanmayacak şekilde özel olarak dizayn edilmiş; radar soğurucu malzemeler sıklıkla kullanılmıştır. Bu sayede 5. nesil uçaklar önceki nesillere göre operasyonel etkinliği ve hayatta kalabilirliği önemli ölçüde artmıştır. Bunun yanında IR, görsel spektrumda da görünmezlik sağlanmaya çalışılmış; LPI radarlar, phased array link/iletişim sistemleri tespit edilmesi daha güç sistemler kullanılmıştır. 

            - Entegre Aviyonikler ve Sensör Füzyon: 4. Nesil savaş uçaklardaki aviyonikler (radar, EW sistemi, navigasyon/kominikasyon sistemleri, hedefleme sistemleri) genellikle birbirinden habersiz ve bağımsız çalışmaktadır. 5. nesil aviyonik sistemleri ise radar, EW, IRST, hedefleme podları, ve data-link aracılığı ile gelen bilgileri birleştirip ortak bir resim elde etme kabiliyetine sahip. Ayrıca 5. nesil uçakların üst seviye görev planlanma kabiliyetleri mevcut.

            - Supersonik Seyir Kabiliyeti: 5. nesil ve bazı 4+ nesil uçaklarda bulunan bu kabiliyet uçakların art yanmasız ses-üstü hızlara çıkmasını sağlayarak, önemli operasyonel avantaj sağlamaktadır. 

            - Yeni nesil aviyonikler: 5. nesil uçaklarda Aktif Elektronik Taramalı Radarlar (AESA Radar), dijital EW sistemleri, yeni nesil kominikasyon-navigasyon-tanımlama sistemleri, yeni nesil elektro-optik sistemler gibi en son teknolojiler bir arada bulunmaktadır. 

            - Gelişmiş bilgisayar sistemleri/gelişmiş yazılımlar: Günümüzde en modern 4. nesil uçakların bilgisayar sistemleri bile ticari sistemlere nazaran demode kalmaktadır. Bu da gerek lojistik problemleri ortaya çıkarmakta, gerekse bu uçakların modifikasyonlarında/yeni sistem entegrasyonlarında sorun çıkarmaktadır. 5. nesil savaş uçaklarının ise bilgisayar sistemleri, kaynak kodları daha modüler yapıda olacaktır. Böylelikle uçakların donanım/yazılım güncellemeleri bir önceki nesle göre daha kolay yapılabilecektir. 

            - Yapısal Farklılıklar/lojistik yaklaşım: Yeni nesil savaş uçaklarının bir önceki nesle göre daha fazla ileri materyal teknolojileri kullanmaktadır. Örneğin yüksek oranda Titanyum, ve kompozit malzeme kullanımı. Yeni nesil uçaklarda daha gelişmiş, fly-by-wire/fly-by-light uçuş kontrol sistemleri ve hareketli kısımları kontrole eden yeni nesil elektrohidrodinamik komponentler ile uçakların güvenilirliği artmakta, lojistik ihtiyacı azalmaktadır.Ayrıca 5. nesil uçaklarla birlikte performansa dayalı lojistik kavramı gündeme gelmektedir. 

            - Manevra Kabiliyeti: F-22 gibi Sukhoi T-50’nin de yüksek güçlü motorları, güçlendirilmiş yapısal özellikleri ve 3 boyutlu yönlendirilmiş itki sistemi (TVC) gibi bazı teknolojilerle yüksek hızda, yüksek manevra kabiliyetine sahip olacağı söylenebilir. Sukhoi T-50’nin 12G kuvvetinde manevralar yapma potansiyeli, ve yüksek AoA kabiliyeti olduğu iddia edilmekte. 


            Sukhoi T-50
            Yeni uçuş yapmasına karşın Sukhoi T-50 hakkında pek az gerçek bilinmektedir. Uçağın süpersonik seyir ile 2000 km/sa sürate sahip olacağı; 5500km menzile sahip olduğu ve X ve L bandında çalışan AESA radarlara sahip olacağı bilinmektedir. Uçağın çıkan ilk resimlerinde 2 büyük gövde içi silah istasyonu göze çarpmaktadır. Bu istasyonları 8 kadar hava-hava füzesi taşıyabileceği gibi; ağırlıkları 1.5 tona ulaşan çeşitli hava-yer mühimmatlarını da taşıyabileceği düşünülmektedir. Sukhoi T-50’nin 400km menzilli hava-hava füzelerine sahip olacağı söylenmekte, bu tip bir kabiliyetin karşı tarafın erken uyarı uçaklarına, stand-off jammer uçaklarına, tanker uçaklarına ve keşif uçaklarına karşı uzaktan saldırı kabiliyeti sağlayacağı düşünülebilir. Rus şirketlerinin Sukhoi T-50 için yeni nesil hava-hava ve hava-yer silahları geliştirdiği daha önce basına yansımıştı.

            İlk resimlerde gözlemlediğimiz kadarıyla görünmezlik karakterlerine sahip olduğu gözlenmektedir. Geniş bir gövdeye sahip olmasından dolayı iç silah istasyonlarında büyük mühimmatların çok sayıda taşınması mümkün görünmekte. Sukhoi T-50’nin AL-41 tipi yeni nesil jet motorunun geliştirilmeye devam edildiği biliniyor.Satürn tarafından geliştirilmekte olan AL-41 motorunun 180kN itki üretmesi ve 3D yönlendirilmiş itki kontrol (TVC) sistemine sahip olacağı söylenmekte.

            Sukhoi T-50 uçağının 2015 yılından itibaren seri üretime geçmesi düşünülmekte. Ancak uçağın gerek bazı aviyonik sistemlerinin, gerekse motorunun tam olarak hazır olmadığı söyleniyor. Sukhoi T-50’nin finansmanının Rusya ve Hindistan arasında 50-50 ortaklıkla sağlandığı bilinmektedir. Bu bakımdan finansman problemlerinin aşılabileceği düşünülebilir. Sukhoi T-50 uçağının sadece Rusya ve Hindistan’ın değil, 3. ülkelerin de ihitiyaçlarına yönelik pazarlanacağı söylenmektedir. Bu bakımdan 2015 sonrası dünyada Sukhoi T50 Amerikan F-35 uçağının karşısında güçlü bir rakip olarak çıkabilir.

            Amerikan Hava Üstünlüğünün Sonu Mu Geliyor?
            Soğuk savaş sonrası ABD’nin geliştirdiği F-22 tipi uçaklara hiç bir devlet tam anlamıyla karşılık verememişti. Sukhoi T-50 ise Amerikan F-22 klasmanında bir hava üstünlüğü uçağı olarak ortaya çıkmaktadır. ABD’nin F-22 sayısı 183 ile kısıtlı olacağı ve F-22’nin ihracat lisanslarının olmaması nedeniyle Sukhoi T-50 uçağı sadece teknolojik anlamda eşitliği sağlamakla kalmayıp, sayısal anlamda bir üstünlük sağlayabilir. ABD’nin yüksek miktarlarda alımı planlanan F-35 uçağının ise hava-hava kabiliyetlerinin optimize edilmiş bir uçak olduğuna yönelik eleştiriler göz önüne alındığında ABD’nin hava doktrinlerinin temel paradigması hava-üstünlüğü kavramı sallantıda gibi görünmektedir.

Saygılarımla;
Kamil Yasin KARPUZ

6 Mayıs 2012 Pazar

ROKET SANAYİ ÖNCÜLERİNDEN: KATYUŞA


Daha önceki yazılarımdan birinde Almanların ünlü Schwerer Gustav’larından bahsettikten sonra, özellikle II. Dünya Savaşı içerisinde Barbarossa operasyonunda bu denli güçlü bir silahın karşısına Rusların ne koyduklarını açıkçası merak etmiştim.

Rus kuvvetlerinin savaş öncesi bu tarzda ağır ve tam kapsamlı bir harekata karşı koyabilecek bir gücü yoktu. Almanlar hali hazırda bunu bildiklerinden dolayı, doğuya yapacakları ani bir operasyonla Rusları dağıtarak Moskova'ya girmek istiyordu. Bu amaçla düzenledikleri operasyonda, sayısal üstünlük kuramayacakları Rusya’ya karşı askeri teknolojisine güvenmek zorundaydı. Bu yüzden Askeri mühimmat, Tank, Uçak ve Top gibi konularda diğer devletlerden daha üstün hale geldiler. Elbette ki eksik oldukları yanlar da vardı.

Araçları modern tasarlanmıştı, fakat tekerlekleri Rusya’nın iklimine alışkın değildi. Motorlarında kullandıkları tekerlekler de öyle… Her ne kadar da Kuzey iklimine maruz kalsa da Almanya insanı Ruslara göre daha sıcak bölgelerde yetişen insanlar olduğundan askerlerinin çoğu soğukta telef olacaktı, fakat tüm bu nedenler yine de Almanları durdurmaya yetmezdi…

İlk önceleri kendileri ile saldırmazlık anlaşması yapan Hitler’in bu kadar çabuk kendilerine saldırabileceğini düşünmeyen, Josef Stalin ve kurmayları, acilen savaş politikasına ve ekonomisine önem verdiler. Hızlı fakat korkutucu çözümler bulmayı deneyen Stalin, ülkesi vatandaşlarının gönüllü olarak fabrikalarda çalışmasını istedi. Tüm ağır sanayi Ural dağlarının ardına taşındı.

Tüm bunlar devam ederken, Naziler doludizgin saldırılarına devam ediyordu. İşte bu sırada Rus gizli servis elemanlarının ortaya attığı proje savaşın kaderini değiştirdi…

Öyle bir proje yaptılar ki belki de o dönemde bile dünyanın en fazla hedef şaşıran silahı olmayı başardı. Fakat zaten Rus kuvvetleri, roketin hedef almasından çok düşmanı korkutması için tasarlamışlardı ve bu doğrultuda ürettiler. Hedef alma özelliği azdı, fakat kitle halinde taarruz a geçen piyadeler üzerinde çok etkiliydi en kısa sürede onları püskürtebiliyordu.  

İşte bu özellik yüzünden proje çok gizli tutuldu. Bu tip bir silahın düşman kuvvetlerinin eline geçmesini istemeyen Rus gizli servisi silahın yapımını ve kullanımını kendi bünyesinden insanlar ile gerçekleştiriyordu. Bu yüzden normal piyadeler bile bu silahı görememişlerdi.

Aslında göstermemelerinin nedeni gayet basitti, çünkü Nazileri durduran bu korku makinesinin görünümünden bile yapılması gayet basit olabilirdi. Çünkü değişik tiplerde üretilebilen silahın ana mantığı kamyon üzerine belirli açılarda oturtulmuş kızakların üzerine yerleştirilen roketlerdi.

İsmine gelince, “Katyuşa” ismi Rus savaş türküsünden gelmektedir.  Aynı zamanda çarlık döneminde Rusya’da ki efsane Çariçe Katherina’nın isminin de bir uzantısıdır. Alman askerler de dönemde yüksek gürültü çıkardığından ve düştüğü yeri cehenneme çevirdiğinden dolayı “Stalin’in orgları” yakıştırmasında bulunmuşlardı.   

Kamyonlar dışında taşınabilir bir aparat ile yere de monte edilebilen Katyuşa, bunların dışına traktör ve uçaklara da monte edilebiliyordu. Düşmana korku salmak amacıyla bazı cephelerde yüz yirmi kamyonun bir arada kullanıldığı söylenmektedir.

Teknik özellikler ve Modelleri

Bilinen ve en çok kullanılan katyuşa BM-13’tür. Fakat takıldığı kamyonlara göre farklılık gösterir. Takıldığı kamyolar Studebaker US6, ZiS-6 olabilir.

Örnek göstermek gerekirse bir BM-13, 1.8 metre uzunluğunda, 13.2 cm çapında olabilir. Ağırlığı ise 43 kilo civarında değişmektedir.

Katyuşaların En Bilinenleri

Çap
Kızak Sayısı (Tüp)
Kodu
82mm
1 adet
BM-8
82mm
6 adet
M-8-6
82mm
8 adet
BM-8-8
82mm
12 adet
M-8-12
82mm
16 adet
16-M-8
82mm
24 adet
BM-8-24
82mm
24 adet
24-M-8
82mm
36 adet
BM-8-36
82mm
40 adet
BM-8-40
82mm
48 adet
BM-8-48
82mm
72 adet
BM-8-72
132mm
24 adet
BM-13
132mm
6 adet
6-M-13
132mm
16 adet
BM-13-16
300mm
4 adet
M-20-4
300mm
4 adet
M-30-4
300mm
8 adet
M-31-8
300mm
12 adet
BM.-31-12

Bu silan en son Lübnan’daki Hizbullah saldırılarında kullanılmıştır.

Elbette roket tarihi daha eskilere dayanır fakat Katyuşa’lar günümüz savaş teknolojilerine de ışık tutmuştur. Ülkemizin ordusunda da bulunan birçok roketin fırlatma rampalarının ana mantığı katyuşaları tasarlayanların mantığı ile örtüşmektedir. Önümüzdeki dönemlerde biz insanlık olarak istemesekte yaşanması muhtemel savaşlarda bu tip teknikler kullanılacaktır.  





Saygılarımla,
Adil Can Kavcar


   


1 Mayıs 2012 Salı

GÜNEŞ ÇAĞININ ÖNÜNDEKİ ENGEL: YARI İLETKEN HAMMADESİ YETERSİZLİĞİ



            Önümüzdeki yüzyılda değişen dünyanın yakıt vb. ihtiyaçlarını karşılamak için petrol içeren ürünlerin yetersiz geleceği bilinmektedir. Şu an ki hazır rezervler ile tahmini 87 yıl daha devam edebilecek petrol bazlı ürünlerin hâkimiyeti, sonrasında yeni kaynaklar bulunamadığı taktirde yok olacaktır.

            Durumun daha fazla tehlikeye girmeden biran önce değişik kaynaklara başvurulmasını düşünen üretici dev firmalar, hem yenilenebilir ve hem de çevre dostu olmasından ötürü güneş enerjisine yönelmişlerdir.

            Alanında uzmanlaşmış ve kendini ispatlamış birçok firma kendi teknolojilerini kullanarak güneş enerjisi ile çalışan çeşitli araçlar tasarlayıp vitrin ürünü olarak şimdilik sınırlı sayıda ürettiler. Fakat tüketicilerin olumlu karşıladığı bu girişim süreci şimdiki günlerde büyük bir tehlike ile karşı karşıya…  

            Ne tür bir tehlike ile karşı karşıya kaldıklarını söylemeden önce isterseniz güneş enerjisinin yaşantımıza kattığı kolaylıklara bir göz atalım.

Resim 1 : Güneş Enerjili Elektrik Santali
            Güneş enerjisinden faydalanma durumu ilk ortaya çıktığında yalnızca su ısıtma gibi basit yöntemler de işe yarayan bir enerji türü olduğu sanılıyordu. Fakat sonraki zamanlarda Güneş Pilleri denilen bir kavram ortaya çıktı.

Resim 2 : Uzay İstasyonu
            Güneş pilleri; ışığı doğrudan elektrik akımına döndüren bir araçtı. Yarı iletken bir diyot (Yalnızca bir yönde akım geçiren devre elemanı) olarak çalışan güneş hücresi, güneş ışığının taşıdığı enerjiyi iç fotoelektrik reaksiyondan faydalanarak doğrudan elektrik enerjisine dönüştürdüğü görüldü. Bu sayede Güneş Enerjisi için bambaşka bir dönem başlamış oldu. Artık hayatın her alanında güneş enerjisinden faydalanarak elektrik üretilebilir, hemen her araç onun ile çalışabilirdi. Daha birkaç yıl önce insanlara hayal gibi gelebilecek bir durum gerçekleşerek bilimin şaşırtıcı yönünü bir kez daha ortaya koydu. Dünya üzerinde iki tip hücre halinde üretilen güneş pillerinin yerkürede kullanılanın hücresi silikon, uzaydaki uydu istasyonları için kullanılanı ise galyum arsenit hücreye sahip olanıdır.
Resim 3 : Güneş Uçağı (1)

            Bu gelişme ışığında insanlar ileriki dönemlerde petrol külfetinden kurtulunacağının hayalini kurarken bir kötü haber de hammadde durumundan geldi.

            Güneş pillerine talep günden güne arttıktan sonra üretimi hızlandırmak isteyen üreticiler hammaddenin az olduğunu öğrendiler. Bu hammadde azlığı sınırlı sayıda üretim ve fiyatların yüksek olması gibi birçok neden meydana getirdi.

Resim 4 : Güneş Otomobili
-        Yarı iletken sanayii ve ülkemizin bu sektördeki rolü;

Güneş pilleri için kullanılan yarı iletkenlerin en önemlisi silisyumdur. Silisyum genelde tüm ülkelerde bulunabilen ve oksijenden sonra erişimi en kolay olan elementtir.


Başlıca Silisyum bazlı hücreye sahip güneş pili üreticileri;
-Rusya
-Norveç
-Brezilya
-Amerika Birleşik Devletleri

Resim 5 : Güneş Uçağı (2)
Bu devletler aynı zamanda güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirebilme konusunda en ileri olan ülkelerdir. Ayrıca yine aynı devletler, daha önce kullandıkları yakıtı dış ülkelerden ithal ederken bunun zararını görüp bu sektör için hammadde de dışa bağımlılığı da sonlandırmak isteyen ülkelerdir.

Resim 6 : Güneş Enerjisi Şematiği
            Ülkemiz bu sektörde atılımlar yapmış, fakat halen daha tam potansiyel ile çalışan üretici konumundaki ülkelere yetişebilmiş değildir.

Resim 7 : Güneş Enerjisi Şematiği-2
Galyum arsenit bazlı hücreye sahip güneş pili ise güneş çağını başlatacak niteliğe sahiptir. Bu pil, yoğunlaştırıcı ile kullanıldığı zaman elde edilecek elektrik verimini %30’a kadar çıkartabilir.

Resim 8 : Stadyum çatısının Elektrik
üretimi için kullanımı
            Galyum arseniti oluşturan galyum malzemesinin elde edilimi kolay olsa da ana maddeleri kolay kolay bulunacak madenler değildir. Bu madde; Boksit ve çinkonun saflaştırılması sırasında alüminyum ile elde edilir.

Resim 9 : Evlerde de Güneş Enerjisi
Kullanılmakta
            Buraya kadar sorunsuz gelen bu döngü tüm bu yapının ana malzemelerinden birine yani Boksit’e gelince takılmaktadır. Boksit doğada o kadar da kolay bulunabilen bir madde değildir. Genelde demir ve ona yakın madenlerin uygun şartlar altında birleşip başkalaşım göstermesi ile elde edilir.

            Bu madenin elde ediliminin zor olması, galyum-arsenit hücreli güneç pillerinin üretiminde de belirli sınırlama ve kısıtlama getirmektedir.

-        Çözüm yöntemleri neler olabilir?

            Güneş Çağının biran evvel Dünya üzerinde her alanda ağırlığını hissettirmesi için önünde çözmesi gereken büyük bir problem olduğu açıktır. Çıkışın farklı yolları vardır tabi ki de…

Resim 10 : Güneş enerjisi ile
çalışan Klavye
            Bunlardan en başlıcaları, düşük verim ile kullanılan Silisyum bazlı hücreye sahip güneş pillerinin verimine arttırmak veya galyum-arsenit üretimini arttırmak olabilir.

            Önümüzdeki dönemlerde bilimin gelişimini sürdürmesi ile bu iki ana fikire bir yenisi, yani galyum-arsenit hücrelerin verimine ulaşabilecek başka bir hücrede meydana getirilebilir.

            Sorunun çözülmesi ile çok özel ve tekil projelerin bulunduğu alanlarda kullanılan yüksek verimli hücrelerin, zamanla sektörde kendilerine daha da yaygın kullanım alanı bulacağını umuyorum…

Saygılarımla...
Adil Can Kavcar