Kıvılcım'dan Alev'e...

3 Mayıs 2012 Perşembe

İKİ KOL BİR BACAK NAKLİ YAPILAN ATİLLA KAVDIR HAYATTA!...


Geçtiğimiz Ocak ayında Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde Prof. Dr. Ömer Özkan ve ekibi tarafından gerçekleştirilen ameliyatta, iki kol ve bir bacak nakli yapılan sonrasında ise hastanın vücudunun verdiği ters tepki yüzünden bacağı tekrar alınan  Atilla Kavdır'ın dün vefat ettiği söylentisi Tıp dünyasında geniş yer bulmuştu. 

Bu tepki üzerine Akdeniz Üniversitesi adına konuşan Prof. Dr. Özkan hastanın vefat etmediğini fakat yoğun bakımda tutulduğunu ve durumunun ciddiyetini koruduğunu şu sözler ile ifade etti : "Şimdi dün bizim içinde ani gelişen bir süreç nedeniyle karşınızdayız. 21 Ocak'ta başlayan bir süreçti. Hastamıza kol bacak nakli yapıp bacağı geri almıştık ve o zaman zor geçen sürecin ardından başarılı bir şekilde servise almıştık. 69'uncu günde sizlerin karşısında hastamızı taburcu etmiştik. Sonra hastamız yoğun ilgi nedeniyle ve enfeksiyon sebebiyle geri gelmek istediğini söylemişti. Hastamızı 1 aydır takip ediyorduk ama bu kadar kritik değildi."
    "1 Mayıs itibariyle hastamızda idrar yolları enfeksiyonuna bağlı sepsis dediğimiz kan zehirlenmesi görüldü, ani olarak müdahale etmemiz gerekti. Önceki gece saat 03.00 itibariyle çok ağırlaştı ve septik şok dediğimiz olaya girdi. 1 Mayıs 14.30'da hastayı aldık. Hasta çok ağır bir durumda bize geldi. Gerekli müdahaleleri yapıp suni solunum cihazına bağladık. Çoklu organ yetmezliği vardı. Tansiyonunda bugün düne göre biraz iyileşme var ama hala çok ağır durumu devam etmekte. Gerekli tedavilerini şu an sürdürüyoruz. Çok düşük tansiyon ve septik şok dediğimiz kan zehirlenmesiyle hasta bize geldi. Bu enfeksiyonun da önemli rolü var. Biz bütün hastalarımız için söylediğimiz şu: yarım saat sonrası için bile bir şey söyleyemeyiz ama gerçekten hastamız çok ağır durumda. İyileşebilir mi bilmiyoruz. Bunu söylemek mümkün değil." dedi.



2 Mayıs 2012 Çarşamba

DISCOVERY CHANNEL, BOEING 727'Yİ DÜŞÜRDÜ


Discovery Channel, Uçak güvenliği konusunda hazırladığı belgesel nedeni ile Boeing firmasının 727 tipi uçağını, Meksika'nın Sonoran çölüne düşürdü.

Uçak yere yakın uçacağı ana kadar pilot kontrolünde tutuldu, kazanın gerçekleşmesinden bir kaç saniye önce pilot uçaktan atladı ve uzaktan kontrol sistemi ile uçak düşünceye kadar kontrol edildi. 

Kazanın gerçekleşmesinden sonra ki zamanda yolcuların yaşama ihtimali çok sayıda kamera ve cansız mankenler kullanılarak gözlendi. 

Yetkililer yaptıkları açıklamada, "uçakların zaten güvenli olduğunu fakat en ağır kaza şartlarını da hesaba katmak için bu tarz gözlemler yaptıklarını" vurguladılar. 


Belgesel Önümüzdeki günlerde, Discovery Channel haricinde, Pro Sieben ve Channel 4 kanallarında yayınlanacak...

Video Kaynağı : www.haberler.com



1 Mayıs 2012 Salı

“Malazgirt” Mini İnsansız Helikopter Sistemi





İnsansız Hava Aracı Sistemleri
1990’lı yılların sonrasında teknolojik alanda yaşanan gelişmeler, harp stratejilerinde de önemli değişimlere sebep olmaktadır. Harp sanayinin temel unsuru oluşturan ağır sanayi ürünlerinin yerini bilgi teknolojileri ile geliştirilen akıllı sistemler almaktadır. Son yıllarda öne çıkan ve günümüz askeri operasyonlarında yoğun olarak kullanılan İnsansız Hava Aracı (İHA) Sistemleri de ağ merkezli harp stratejisinin en önemli bileşenlerindendir.
Havacılık teknolojisinde yaşanan bu süreci ülkemiz açısından son noktada yakalama fırsat ve potansiyeline inanan Baykar Makina Ar-Ge Ekibi bu amaca yönelik olarak milli ve özgün İHA Sistemlerinin geliştirilmesi doğrultusunda çalışmalarını yürütmektedir. Çalışmalarının en temel hedefi teknolojik olarak en ileri düzeyde sistemleri geliştirip ülkemizin hizmetine sunmaktır.


“Malazgirt” Mini İnsansız Helikopter Sistemi elektronik donanımı, yazılımı, hava aracı tasarım ve imalatı ile tamamen milli olarak geliştirilmiş ve dünyada ilk olarak Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılan mini robot helikopter sistemidir. Malazgirt sistemi yoğun bir Ar-Ge faaliyeti sonucunda geliştirilmiştir.

Sistem ucuz maliyetli elektronik donanım mimarisi ve gelişmiş gömülü yazılım mimarisi yapısında otopilot sistemine sahiptir. Otopilot sistemi doğrusal olmayan modern kontrol tekniklerine dayalı olarak Hava Aracının güdüm ve stabilizasyonunu sağlamaktadır. Benzin Motorlu ve Elektrik Motorlu olmak üzere iki tip sistem halinde geliştirilmiştir. Dikey iniş ve kalkış kabiliyeti ile nokta iniş ve kalkışı yapabilen sistem en zor coğrafi şartlar altında dahi kullanılabilmektedir. 

Temel Özellikler: 
Rotor Çapı: 1.8 m 
Boy: 1.2 m
Menzil: 20 Km
Operasyonel İrtifa: 3600 ft
İrtifa Tavanı: 12000 ft
Uçuş Süresi(Benzin Motorlu): 90Dk 
Kalkış Ağırlığı: 12 Kg

Faydalı Yükler: Termal/Gündüz Kamerası

Otomatik Uçuş Özellikleri: 
Otomatik Kalkış 
Otomatik İniş 
Otomatik Askıda Kalarak Uçuş Özelliği 
Otomatik Hedef Noktası Takibi 
Otomatik Baş Tutmalı/Tutmasız Askıda Kalarak Uçuş 
Otomatik Hedef Noktası Takibi (INS/GPS Entegrasyonu, Çift Kalman Filtresi) 
Otopilot Destekli Manuel Uçuş



 

Ülke olarak İHA sistemlerine terörle mücadele anlamında çok ihtiyacımız var. Kısa mesafeli bile olsa yakın hava desteği sağlayan bu tip araçlar çok gerekli. Pusuya müsait yerlerin taranması veya riskli karakolların yakın çevresinin taranması vs. Hiçbir masraf candan kıymetli olamaz ki bunun ne kadar ağır bir masrafı olabilir.





Daha az kayıp ve daha fazla mücadele anlamında ordumuza çok faydalı olacak bu sistemlerin her zaman geliştirilmesi gerekir. Teşekkürler Baykar Makine.

Saygılarımla                                                    Kaynak: http://www.baykarmakina.com
Kamil Yasin KARPUZ                                            

GÜNEŞ ÇAĞININ ÖNÜNDEKİ ENGEL: YARI İLETKEN HAMMADESİ YETERSİZLİĞİ



            Önümüzdeki yüzyılda değişen dünyanın yakıt vb. ihtiyaçlarını karşılamak için petrol içeren ürünlerin yetersiz geleceği bilinmektedir. Şu an ki hazır rezervler ile tahmini 87 yıl daha devam edebilecek petrol bazlı ürünlerin hâkimiyeti, sonrasında yeni kaynaklar bulunamadığı taktirde yok olacaktır.

            Durumun daha fazla tehlikeye girmeden biran önce değişik kaynaklara başvurulmasını düşünen üretici dev firmalar, hem yenilenebilir ve hem de çevre dostu olmasından ötürü güneş enerjisine yönelmişlerdir.

            Alanında uzmanlaşmış ve kendini ispatlamış birçok firma kendi teknolojilerini kullanarak güneş enerjisi ile çalışan çeşitli araçlar tasarlayıp vitrin ürünü olarak şimdilik sınırlı sayıda ürettiler. Fakat tüketicilerin olumlu karşıladığı bu girişim süreci şimdiki günlerde büyük bir tehlike ile karşı karşıya…  

            Ne tür bir tehlike ile karşı karşıya kaldıklarını söylemeden önce isterseniz güneş enerjisinin yaşantımıza kattığı kolaylıklara bir göz atalım.

Resim 1 : Güneş Enerjili Elektrik Santali
            Güneş enerjisinden faydalanma durumu ilk ortaya çıktığında yalnızca su ısıtma gibi basit yöntemler de işe yarayan bir enerji türü olduğu sanılıyordu. Fakat sonraki zamanlarda Güneş Pilleri denilen bir kavram ortaya çıktı.

Resim 2 : Uzay İstasyonu
            Güneş pilleri; ışığı doğrudan elektrik akımına döndüren bir araçtı. Yarı iletken bir diyot (Yalnızca bir yönde akım geçiren devre elemanı) olarak çalışan güneş hücresi, güneş ışığının taşıdığı enerjiyi iç fotoelektrik reaksiyondan faydalanarak doğrudan elektrik enerjisine dönüştürdüğü görüldü. Bu sayede Güneş Enerjisi için bambaşka bir dönem başlamış oldu. Artık hayatın her alanında güneş enerjisinden faydalanarak elektrik üretilebilir, hemen her araç onun ile çalışabilirdi. Daha birkaç yıl önce insanlara hayal gibi gelebilecek bir durum gerçekleşerek bilimin şaşırtıcı yönünü bir kez daha ortaya koydu. Dünya üzerinde iki tip hücre halinde üretilen güneş pillerinin yerkürede kullanılanın hücresi silikon, uzaydaki uydu istasyonları için kullanılanı ise galyum arsenit hücreye sahip olanıdır.
Resim 3 : Güneş Uçağı (1)

            Bu gelişme ışığında insanlar ileriki dönemlerde petrol külfetinden kurtulunacağının hayalini kurarken bir kötü haber de hammadde durumundan geldi.

            Güneş pillerine talep günden güne arttıktan sonra üretimi hızlandırmak isteyen üreticiler hammaddenin az olduğunu öğrendiler. Bu hammadde azlığı sınırlı sayıda üretim ve fiyatların yüksek olması gibi birçok neden meydana getirdi.

Resim 4 : Güneş Otomobili
-        Yarı iletken sanayii ve ülkemizin bu sektördeki rolü;

Güneş pilleri için kullanılan yarı iletkenlerin en önemlisi silisyumdur. Silisyum genelde tüm ülkelerde bulunabilen ve oksijenden sonra erişimi en kolay olan elementtir.


Başlıca Silisyum bazlı hücreye sahip güneş pili üreticileri;
-Rusya
-Norveç
-Brezilya
-Amerika Birleşik Devletleri

Resim 5 : Güneş Uçağı (2)
Bu devletler aynı zamanda güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirebilme konusunda en ileri olan ülkelerdir. Ayrıca yine aynı devletler, daha önce kullandıkları yakıtı dış ülkelerden ithal ederken bunun zararını görüp bu sektör için hammadde de dışa bağımlılığı da sonlandırmak isteyen ülkelerdir.

Resim 6 : Güneş Enerjisi Şematiği
            Ülkemiz bu sektörde atılımlar yapmış, fakat halen daha tam potansiyel ile çalışan üretici konumundaki ülkelere yetişebilmiş değildir.

Resim 7 : Güneş Enerjisi Şematiği-2
Galyum arsenit bazlı hücreye sahip güneş pili ise güneş çağını başlatacak niteliğe sahiptir. Bu pil, yoğunlaştırıcı ile kullanıldığı zaman elde edilecek elektrik verimini %30’a kadar çıkartabilir.

Resim 8 : Stadyum çatısının Elektrik
üretimi için kullanımı
            Galyum arseniti oluşturan galyum malzemesinin elde edilimi kolay olsa da ana maddeleri kolay kolay bulunacak madenler değildir. Bu madde; Boksit ve çinkonun saflaştırılması sırasında alüminyum ile elde edilir.

Resim 9 : Evlerde de Güneş Enerjisi
Kullanılmakta
            Buraya kadar sorunsuz gelen bu döngü tüm bu yapının ana malzemelerinden birine yani Boksit’e gelince takılmaktadır. Boksit doğada o kadar da kolay bulunabilen bir madde değildir. Genelde demir ve ona yakın madenlerin uygun şartlar altında birleşip başkalaşım göstermesi ile elde edilir.

            Bu madenin elde ediliminin zor olması, galyum-arsenit hücreli güneç pillerinin üretiminde de belirli sınırlama ve kısıtlama getirmektedir.

-        Çözüm yöntemleri neler olabilir?

            Güneş Çağının biran evvel Dünya üzerinde her alanda ağırlığını hissettirmesi için önünde çözmesi gereken büyük bir problem olduğu açıktır. Çıkışın farklı yolları vardır tabi ki de…

Resim 10 : Güneş enerjisi ile
çalışan Klavye
            Bunlardan en başlıcaları, düşük verim ile kullanılan Silisyum bazlı hücreye sahip güneş pillerinin verimine arttırmak veya galyum-arsenit üretimini arttırmak olabilir.

            Önümüzdeki dönemlerde bilimin gelişimini sürdürmesi ile bu iki ana fikire bir yenisi, yani galyum-arsenit hücrelerin verimine ulaşabilecek başka bir hücrede meydana getirilebilir.

            Sorunun çözülmesi ile çok özel ve tekil projelerin bulunduğu alanlarda kullanılan yüksek verimli hücrelerin, zamanla sektörde kendilerine daha da yaygın kullanım alanı bulacağını umuyorum…

Saygılarımla...
Adil Can Kavcar

           
   


   


29 Nisan 2012 Pazar

SINIRLARIN ZORLANDIĞI BİR İCAT ; HİPERSONİK UÇAKLAR


              Teknoloji hızla gelişmektedir. Bununla beraber akıl almaz istekler de artmaktadır. Buna karşılık bilim adamları elde edilebilecek en büyük gücü kullanmak için birbirleriyle yarışıyor. Enerjiyi maksimum seviyeye getirdiklerinde ise bunu bir icat olarak sunuyorlar. Yani kısacası sınırları zorluyorlar. 

Yine sınırların zorlandığı bir icattan bahsedelim: Hipersonik uçaklar… 


Öncelikle;

Hipersonik ne demek?
 Hipersonik 5 Mach hıza yada daha yüksek hızlara denir.

Mach nedir?
 Mach ise yaklaşık 1225 km/sa hıza denk bir birimdir. Yani hipersonik uçaklar 5 Mach (5800 km/sa) hıza ulaşabilen tasarımlardır. Biraz daha açarsak, normal yolcu uçaklarından yaklaşık 7 kat daha hızlı bir tasarım oluyor. Aslında süpersonik uçaklardan SR-71 Blackbird uzun bir süre konuşuldu. Çünkü en hızlıydı. (Mach 3,1 yani yaklaşık 3800km/sa).

 Peki neyi geliştirdiler? 
      Şimdi gelelim hipersonik uçakların motoruna; scramjet (bu isim Supersonic Combustion Ramjet kelimelerinin kısaltmasından geliyor). Scramjetler yakıtlarını yüksek hızda uçağın içine giren havanın içinde yakılarak ilerlerler. Yakıt olarak hidrojen süpersonik hava akımında yakılır ve sıcak havanın nozuldan çıkışı itki sağlar. Nozulun çalışma prensibini bilmek yeterli.. Aslında çok ekonomik bir yöntem. Başta söylediğimiz enerjiyi maksimuma sıkıştırarak ulaşmışlar. 

     Nasa hipersonik uçaklar üzerine çok gidiyor. Çok fazla para yatırıyor bu işe.. İşte Hipersonik uçaklar ve başarı durumları:


X-15 : Başarısız- U.S. AİR FORCE
Bu uçaklar ABD’nin 1960’lı yıllarda denediği yüksek hızlara ulaşan ilk uçaklarıydı. Bu uçak uçuş sırasında oluşan yüksek ısıya dayanamadı.


                                                                       X-30 : Başarısız- U.S. AİR FORCE


NASP (National Aero-Space Plane) 25 Mach hızına ulaşan bir uçak olarak tasarlandı. Ama işin içine taşıma girince, bu uçağın hem ağırlığı taşıyacak, hem güvenliği sağlayacak, hem de yüksek hıza ulaşacak çözümüne ulaşamadılar.. 


  X-43: Başarılı- NASA


2004 yılında 10 Mach hızına ulaşarak projenin geleceğinin olduğuna inanıldı.

HyShot: Başarılı- Australia


Başarıyla uçtu ve 8 Mach hızına ulaşıldı.. Proje devam ediyor.. 


HOTOL: Başarısız- British Aerospace


---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Saygılarımızla;

Fatma ÇİNAY 



                                                                                  


Kamil Yasin KARPUZ

28 Nisan 2012 Cumartesi

HAVACILIĞIN TEMELLERİNDEN “G” KUVVETİ



Havacılık ile devam ediyorken eklemeden geçemeyeceğimiz ve temel kavram sayılan bir durumu da sizler ile paylaşmak istedik.

Takip edenler anımsayacaktır; sürekli olarak, yapılan uçuş gösterilerinde pilotun her giriştiği akrobatik bir hareket esnasında anons yapan spikerin yapılan hareketin arkasından, bu hareket esnasında pilot ve uçağın ne kadarlık bir “g” kuvvetine maruz kaldığını da söylemektedir…

Gösteriyi izleyenlerden birçoğunun konuya yabancı kalması sonucunda yalnızca akılda kalan izlenen akrobatik hareketler olmuştur.

Peki nedir bu kuıvvet…

İngilizce adıyla g-force, bir kütleye belirli bir durumda etki eden hızlanmadır. İki çeşit “G” Kuvveti vardır. Bunlar “+G” ve “-G” olmak üzere iki gruba ayrılır.

Genellikle insanlar yapısal özellikler bakımından +G kuvvetine daha fazla dayanırlar. Bu yüzden pilotlar da manevralarını gerçekleştirirken +G yönünde gerçekleştirir.

·       “+G” : Örnek ile açıklayacak olursak, uçuş esnasında pilotların hızını arttırarak dalışa geçtiği esnada bir anda levyeyi çektikleri durumda görülen etkili bir kuvvettir. Tehlikeli durum +9 G ‘yi geçtikten sonra başlar (Tüm insanlar için geçerli değildir). +11 G’ye ulaşıldığında tüm kanı ayak bölgesine toplanan pilot çoktan ölmüştür. İstisna olarak bu kuvvete karşı koyabilecek nadir pilotlar Uzay Mekiği Pilotları ve Red Bull pilotları gibi çok deneyimli pilotlardır.

·       “-G” : +G’nin tam tersi olarak yukarıya doğru tırmanışa geçildikten sonra bir anda levyeyi iterseniz -11 G kuvvetine maruz kalırsınız ki bu sizin tüm kanınızı beyninize toplar, sonuçta burun ve kulaklarınızdan kan gelir. Göz kızarması yaşayarak ölürsünüz. “-G” kuvveti en tehlikeli olanıdır. Bu kuvvete maruz kaldıktan sonra kurtulma olasılığı düşük olan pilotlar bunun bilincinde olacaklar ki bütün hareketleri demin de bahsettiğimiz gibi “+G”’de gerçekleştirirler. Eksi kuvvete ancak 4 birimlik bir dayanım gösterilebilir. (“-4G”)  

İşte tüm bu kuvvetlere maruz kalıp araç pilotunun zarar görmemesi için kendisine özel tutum giydirilir. Bu tulum kuvvet arttığında veya azaldığında pilot ile elbise arasına hava doldurarak veya çekerek pilotun vücudunun, o anki basınç ve kuvvet koşullarına ayak uydurması sağlanır. Böylelikle belli bir G’ye kadar pilot pek etkilenmez.  

Havacılık haricinde de G kuveti hemen hayatın her alanında mevcuttur. Örneğin kaza yapan araçlardaki şoförler ve bazen günlük hayatta baygınlık geçiren insanlar dahi anlık büyük G kuvveti etkisi altında kalmaktadır.

Bu kuvvet tüm hatları ile ele alınırsa aslında havacılıkla iç içe olarak gözüken fiziksel bir durumdur. Bir G kuvveti yaklaşık olarak 9.8065 m/sn2’dir.  

Hava kuvvetlerinde pilot olmak isteyenlere özel olarak uygulanır bu tip testler. Örnek verirsek; 70 Kiloluk bir pilot +3 G ye maruz kalırsa üzerine 210 kiloluk biri oturuyormuş hissine kapılır.  


Adil Can Kavcar
Oğuzhan Küçükgüçlü


26 Nisan 2012 Perşembe

THY'NİN BOEING 777'Sİ EVE DÖNÜYOR...


Bir dünya markası olmuş ve kendini havacılık alanında kanıtlamış Türk Hava Yollarının filosundan bir B777'nin asfaltı ağlattığı anlar...