Kıvılcım'dan Alev'e...

13 Ekim 2012 Cumartesi

BİR IMSP...


Değişik ülkelerden katılımcıları ve seçkin sanayi kuruluşlarının güzel stantları eşliğinde birbirinden değerli bilim insanlarının sunumları, 14.International Materials Symposium'12 adıyla Pamukkale Üniversitesi bünyesinde 10-12
Ekim arasında gerçekleşti.

3 gün boyunca malzeme bilimi açısından birbirinden değerli fikirlerin katılımcılara aktarıldığı sempozyumda en çok ilgiyi Askaynak'ın standı çekti..

Askaynak standında Lincoln Electric'in Vrtex 360 adıyla piyasaya sürdüğü öğrenim açısından gayet kullanışlı bir kaynak simulatorü katılımcılar tarafından büyük beğeni topladı...

TMMOB ilgi çekici yayınları ile dikkatleri topladı, Kardemir ve Mak Elektronik'te en çok ziyaret edilen stantlardan oldu.

Bunların haricinde Denizli'ye özgü el dokumaları, yatağan bıçakları ve değişik lezzetlerde katılımcılar ile buluştu...

23 Ağustos 2012 Perşembe

BİLİŞİM VE BİLİŞİM SİSTEMİ KAVRAMLARI ÜZERİNE

Mahiyeti itibariyle mala zarar verme suçu ve bilişim suçu malvarlığına yönelik suçlar olmasına karşın[1], mala zarar verme suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Özel Hükümler” başlıklı ikinci kitabının “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlıklı onuncu bölümünde düzenlenmişken, bilişim suçları aynı kitabın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının “Bilişim Alanında Suçlar” başlıklı onuncu bölümünde düzenlenmiştir.

Bazen bilişim suçuna konu mal da mala zarar verme suçunun konusu olabilmektedir. Dolayısıyla bilişim suçuna konu mal sadece bilişime özgülenmiş mal olduğu halde, mala zarar verme suçuna konu mal her türlü mal olabilmektedir.

Bununla birlikte faile verilecek ceza bakımından da farklılıklar bulunmaktadır. Nitekim Türk Ceza Kanununda “Topluma Karşı suçlar” altında düzenlenmiş olan suçlar için “Malvarlığına Karşı Suçlar“dan daha ağır cezalar öngörülmüştür. Dahası, mala zarar verme suçunun kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç iken bilişim suçlarının kovuşturulması şikâyete bağlı değildir.

İşte, malvarlığı kapsamında değerlendirdiğimiz bilişim sisteminin tespiti yukarıda sözünü ettiğimiz gerekçeler nedeniyle oldukça önem arz etmektedir.

Bilişim sözcüğünü Türkçemize kazandıran Prof. Dr. Aydın Köksal bu kelimeyi nasıl türettiğini şöyle açıklıyor: “’Bilişim’ sözcüğünü, bilmek eyleminden bilişmek eylemini türeterek ve Türkçenin bitişken yapısına uygun biçimde ‘İm’ ad yapım ekini kullanarak ürettim. ’İş’ yapıbirimi eylemin dönüşlü çatısını oluşturur ve o eylemin karşılıklı olarak, birlikte, aynı amaç için kimi zaman yinelenerek, devingen biçimde yapıldığını belirtir. Örneğin koşmak > koşuşmak, olmak > oluşmak, bulmak > buluşmak.[2].

Prof Dr. Aydın Köksal bilişimi, “İnsanoğlunun teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandığı ve bilimin dayanağı olan bilginin, özellikle elektronik makineler aracılığıyla, düzenli ve ussal biçimde işlenmesi bilimi. Bilgi olgusunu, bilgi saklama, erişim dizgeleri, bilginin işlenmesi, aktarılması ve kullanılması yöntemlerini, toplum ve insanlık yararı gözeterek inceleyen uygulamalı bilim dalı.”[3] olarak tanımlamaktadır.

Güncel Türkçe Sözlük’te bilişim şöyle tanımlanmıştır: “İnsanoğlunun teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandığı ve bilimin dayanağı olan bilginin özellikle elektronik makineler aracılığıyla düzenli ve akla uygun bir biçimde işlenmesi bilimi.”[4]. BSTS / Bilişim Terimleri Sözlüğü’nde ise bilişim şöyle ifade edilmiştir: “İnsanoğlunun teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandığı ve bilimin dayanağı olan bilginin, özellikle elektronik makineler aracılığıyla, düzenli ve ussal biçimde işlenmesi bilimi. Bilgi olgusunu, bilgi saklama, erişim dizgeleri, bilginin işlenmesi, aktarılması ve kullanılması yöntemlerini, toplum ve insanlık yararı gözeterek inceleyen uygulamalı bilim dalı. Disiplinlerarası özellik taşıyan bir öğretim ve hizmet kesimi olan bilişim bilgisayar da içeride olmak üzere, bilişim ve bilgi erişim dizgelerinde kullanılan türlü araçların tasarlanması, geliştirilmesi ve üretilmesiyle ilgili konuları da kapsar. Bundan başka her türlü endüstri üretiminin özdevimli olarak düzenlenmesine ilişkin teknikleri kapsayan özdevin alanına giren birçok konu da, geniş anlamda, bilişimin kapsamı içerisinde yer alır.[5].

Prof Dr. Aydın Köksal’ın yaptığı tanımdan da anlaşılacağı üzere bilgisayar bir makineyi, bilişim ise bir bilim dalını ifade etmektedir. Bilişim sistemi terimi ise, bilgisayarı da içine alan üst bir kavramdır. Buna göre her bilgisayar bilişim sistemi içinde değerlendirilecektir. Ancak bilgisayar haricinde bilişim sistemi olarak addedilebilecek bir takım makineler/cihazlar vardır. Örneğin robotlar ve bilgisayar tanımına tam anlamıyla uymayan kimi cep telefonları bilişim sistemidir. Gene Internet’e bağlanabilen çamaşır makinesi ve klima gibi makineler de bilişim sistemidir[6].

            Bilgisayarı icat eden bilimadamları bu aygıta “hesaplayarak sonuca ulaşma, sayma, toplama, hesaplama” anlamına gelen “to compute” fiilinden türettikleri “computer” adını vermişlerdir[7]. Buna karşılık bilgisayar yalnızca hesap yapmamakta bununla birlikte verileri saklama ve istendiğinde bu verileri geri getirme özelliğine de sahiptir[8]. Bilgisayar bunları yapmakla da kalmaz, verilerin işlenmesine de olanak sağlar ve hatta verilerin başka bilgisayarlara iletilmesini de sağlarlar.

The Merriam-Webster Dictionary’de bilgisayar “verileri saklayan, geri getiren ve işleyen programlanabilir elektronik aygıt” olarak tanımlanmıştır[9]. Buna göre bir aygıtın bilgisayar olabilmesi için verileri saklaması, geri getirmesi ve işlemesi yetmez, ayrıca bu aygıtın programlanabilir elektronik aygıt olması gerekmektedir. Programlanabilir olma, aygıtın talimat almaya elverişli olması anlamına gelmektedir.

            Bilgisayar iki ana yapıdan oluşmaktadır. Bunlar donanım (hardware) ve yazılım (software) olarak adlandırılır. İşte bilgisayarlar hesap yapma, verileri saklama, saklanan veriyi geri getirme, verileri işleme ve verileri başka bilgisayarlara aktarma işlemlerini donanım ve yazılımları sayesinde yaparlar. Donanım bilgisayarın fizikî yapısını oluşturur, yazılım ise bilgisayarın soyut yapısını oluşturur. Yazılım, bilgisayarın soyut bileşenini oluşturan, kodlama olarak da adlandırılan elektronik biçimde toplanabilen, depolanabilen, işlenebilen, belli bir görevi yerine getirmek için bilgisayara yüklenen ya da daha önceden içine yerleştirilen, bilgisayara işlerlik kazandıran komutlar bütünüdür[10]. Donanıma örnek olarak CD-ROM, hard disk, anakart, işlemci, ekran kartı, monitör, klavye ve fare verilebilir.

            Yazılımlar, işletim sistemi diye adlandırılan işletim yazılımları ve bu işletim sistemleri içerisinde çalışan uygulama yazılımları olmak üzere ikiye ayrılır. Bununla birlikte, işletim sistemi özelliğine sahip olmayan kimi uygulama yazılımları bir işletim sistemine gerek duymadan çalışabilmektedir. Uygulama yazılımlarının işletim sistemi yazılımına uygun olması gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse herhangi bir Macintosh işletim sisteminde çalışması için üretilen bir yazılım Windows işletim sistemleri ya da Linux işletim sistemlerinde çalışmayacaktır[11].

Veri, her türlü bilginin, bilişim sisteminin işlem yapabileceği, sonuçlar üretebileceği ve gerektiğinde yeniden okuyabileceği şekilde sayısal birimlere dönüştürülmüş halidir[12]. Bir bilişim sisteminde veya bilişim sistemi tarafından okunabilen araçlarda saklanabilen, üzerinde işlem yapılan her şey veridir[13]. Bir başka bir deyişle veri bilginin bilgisayardaki hâlidir.

Veriler, sadece biz insanların okuyabildiği ya da yazı yazdığı sayısal birimler değildir. Buna ek olarak bilişim sisteminin soyut yapısını oluşturan yazılımlar da veridir. Dolayısıyla bilişim sisteminin soyut yapısını oluşturan veri diye adlandırdığımız bu sayısal birimler, bilişim sisteminde saklanabilirler, istendiğinde geri getirilebilirler, işlenebilirler, başka bilişim sistemlerine taşınabilirler. Özetle, bilişim sisteminin tüm soyut unsurlarının veri olduğu söyleyebiliriz[14].

Veriler bilişim sistemi dışında da saklanabilmektedir. Örneğin CD (Compact Disc), DVD (Digital Versatile/Video Disc) veya disketlerde verileri depolayabilmekteyiz. Donanım niteliğine sahip olan ve verileri barındıran bu unsurlar bilişim sisteminin istendiğinde bir parçası olabilmektedir.
 
Av. Hakan DİMDİK

KAYNAKÇA

Dülger, Murat Volkan; Bilişim Suçları, 1. Bası, Ankara 2004.

Ketizmen, Muammer; Türk Ceza Hukukunda Bilişim Suçları, Ankara 2008.

Köksal, Aydın; Bilişim Sözcüğü Üzerine, İnternet erişim adresi: http://dergi.tbd.org.tr/yazarlar/11022002/aydin_koksal.htm , Erişim Tarihi 4.10.2007.

Kurt Levemt; Açıklamalı-İçtihatlı Tüm Yönleriyle Bilişim Suçları ve Türk Ceza Kanunundaki Uygulaması, 1. Bası, Ankara 2005.

Reed, Chris/Angel, John; Computer Law, Fifth Edition, Oxford University Press, New York 2003.

Sınar, Hasan, İnternet ve Ceza Hukuku, 1. Bası, İstanbul 2001.



[1] İstisna olarak, TCK m. 243/I’de düzenlenmiş olan bilişim suçu mala zarar verme niteliği taşımamaktadır.
[2] Köksal, Aydın; Bilişim Sözcüğü Üzerine, İnternet erişim adresi: http://dergi.tbd.org.tr/yazarlar/11022002/aydin_koksal.htm , Erişim Tarihi 4.10.2007.
[3] Köksal.
[6] Reed, Chris/Angel, John; Computer Law, Fifth Edition, Oxford University Press, New York 2003, s. 2, dn. 2.
[7] Dülger, Murat Volkan; Bilişim Suçları, 1. Bası, Ankara 2004, s. 36.
[8] Dülger, s. 37.
[10] Kurt, Levent; Açıklamalı-İçtihatlı Tüm Yönleriyle Bilişim Suçları ve Türk Ceza Kanunundaki Uygulaması, 1. Bası, Ankara 2005, s. 34.
[11] Her üç sistemde de çalışan uygulamalar bulunmaktadır. Bunun nedeni söz konusu uygulamanın her üç işletim sistemi için de uygun olmasıdır. Örneğin html sayfaları, “.swf” uzantılı flash dosyaları ya da java uygulamaları. Flash ve Java uygulamalarının işletim sistemlerinde çalışabilmesi için ise her üç işletim sistemine özgü Flash Player ve Java Runtime Environment uygulamalarının yüklenmesi gerekecektir.
[12] Dülger, s. 38.
[13] Dülger, s. 38.
[14] Avrupa Siber Suç Sözleşmesi’nin 1. maddesinin b bendi de aynı yöndedir. Söz konusu bente göre; “’bilgisayar verisi’ terimi, bir bilgisayar sisteminin belli bir işlevi yerine getirmesini sağlayan yazılımlar da dahil olmak üzere, bir bilgisayar sisteminde işlenmeye uygun nitelikteki her türlü bilgi ve konsepti ifade edecektir…

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Durum Uzayı Yönteminin Kontrol Sistemlerine Getirileri



Genel olarak ele alındığında kontrol sistemleri insanların refleks gösteriminden daha kısa bir sürede yapılacak kontrol veya denge işlemi gerçekleştirmeyi hedefler.

Sistem üzerinde kontrol yapılması istendiğinde öncelikle kontrol edilecek sistem üzerinde kontrolü gerçekleştirecek elemanın sisteme olan uyumluluğu tartışılır. Belli bir elemanda karar kılınıldıktan sonra, sistemden alınacak ve kontrol sistemine iletilecek sinyalin ne tarz bir sinyal olacağı belirlenir. Eğer bir dönüşüm söz konusu ise sisteme bir dönüştürücü ilave edilip edilmeyeceği kararlaştırılır.

Sistem sonrasında bütünüyle ele alınarak matematiksel modelleme oluşturulur. Oluşturulan bu prosesten sonra sistemin devamlılığı iki ayrı grupta incelenir.
 
Birincisi; tek giriş ve çıkıştan meydana gelen, çok fazla hassasiyete ihtiyaç duyulmadığı alanlarda kullanılmak veya ilgili mühendislik dallarının üniversite eğitiminde lisans düzeyinde göstermek üzere çeşitli kabullerin de yapıldığı ve bu sayede bir denklem ile daha fazla sisteme hitap etme özelliğini de içinde barındıran daha basit gelen bir modellemedir. Belirtilen tipteki denklemler “Klasik Yöntem” ile çözümü gerçekleştirilen denklemlerdir.

Genel kabullerden belli başlı olanlarını örnek üzerinde açıklarsak;

Araç üzerine takılı herhangi bir uzvu ele alırsak hareket esnasında oluşacak iki farklı denklem de komplekslik görülebilir;

·         fmy(lxcosΘ) – fnx(lxsinΘ)= IaΘ’’  …………. (1)
·         fnx= m(d2/dx2) (xlsinΘ)                 …………. (2)

denklemleri ; sinΘ = Θ , cosΘ=1, Θ, Θ’=0 dönüşümleri uygulanır ise,

·         fmy(lx) – fnx(lxΘ)= IaΘ’’                                …………. (1*)
·         fnx = m(x’’+IΘ’’)                                               …………. (2*)

haline gelerek doğrusallaştırılır veya derecesi düşürülür bu sayede istenen sonuç klasik metot ile elde edilebilir.

İkinci yöntem ise, hiçbir kabul gözetmeksizin direk olarak denklemlerin çözümüne ve ilgili analizlerin yapılması esasına dayanır.

İnsan hayatını öncelikli olarak etkileyen veya kontrol esnasında aşırı hassasiyet gerektiren yerlerde b yöntem kullanılır. Tüm analizler sonuçlandırıldığında genel denklem uygulamaya geçirilir. Uygulama aşamasında bir problem sezilmeyen ve istenen tolerans aralığında çalışabilen sisteme uygulanan yöntem “Durum Uzayı” olarak adlandırılır.

Yöntem, karmaşık denklemlere daha rahat bir çözüm önerisi sunar ve daha hassas kontrol teorisini ortaya atan bir gösterim çeşididir.

Sistemin karmaşası yalnızca çıkışları nedeniyle olmadığı gibi girişleri ile de alakalıdır. Birden fazla giriş ve çıkış içeren sistem, doğrusal olmayan bir sisteme dönüşür ve bu yöntem ile çözümü gerçekleşebilir.

Fakat tüm bu avantajlara rağmen durum uzayı gösterimi bize isteneni tam anlamıyla veremeyebilir veya denklem tıkanabilir. İşte bu tip şikayetlerin devamlılığı ve henüz duruma bir çare bulunamayışından dolayı klasik sistem tamamı ile rafa kalkmaktan kurtulmuştur.

Belli bir noktada veya çeşitli durumlarda başlangıçlarda klasik yöntemden yardım alınabildiği görülebilir. İki yöntem arasında söylediğim birlikteliğin gerçekleşmesi için bir bağıntı kurulur. Transfer fonksiyonu ve durum uzayı gösterimi arasındaki bağıntı sayesinde denklem çözümü her iki yöntemden yardım alınarak kolaylaştırılabilir.  

Adil Can KAVCAR



4 Temmuz 2012 Çarşamba

ASELSAN Talos Projesi'ni bitirdi.

ASELSAN, milli hava savunma sisteminden sonra TALOS Projesi'yle de sınırlarımıza terör bariyeri çekiyor.

ASELSAN, sınırları 7 gün, 24 saat etkin denetim altında tutacak, terör amaçlı sızmaların ve kaçak girişlerin önüne geçecek yeni bir sistemi hayata geçiriyor.

ASELSAN, Taşınabilir Otonom Sınır ve Geniş Alanlar İleri Gözetleme Sistemi (TALOS) Projesi'ni tamamladı.

Yaklaşık 20 milyon lira bütçe kullanılarak, 14 yabancı firmanın katılımıyla gerçekleştirilen sistem sayesinde, kontrolü zor olan sınırlar ve geniş alanlarda etkin keşif ve gözetleme maksimum düzeye çıkacak.

İnsansız kara ve hava araçları ile sabit sensör kulelerinin, komuta kontrol merkezinde planlanan görevler çerçevesinde, otonom bir şekilde işletimini sağlayan proje ile kara sınırları 7 gün 24 saat etkin şekilde denetlenebilecek.

Proje kapsamında geliştirilen insansız kara araçları, üzerlerindeki kamera sistemleri ile tespit ettikleri sınır ihlallerini, komuta kontrol merkezine bildirerek ilgili birimlerin harekete geçmesini sağlıyor.

İnsansız kara araçları, ayrıca merkezin yönlendirmesi ile otonom olarak tehditlere müdahale edebiliyor.

İnsana dayalı gözetleme sona erecek...

Asıl amacı sınırları korumak ve kontrol altında tutmak olan sistemin hiçbir silah donanımı bulunmuyor.

Zorlu koşullarda insana dayalı gözetleme yapılmasını ve tehditlere birebir müdahale edilmesini ortadan kaldıran proje, sınır boylarında görev yapan Mehmetçik'e katkı sağlayacak.

Sistemin, hayata geçmesiyle sınır güvenliğinden sorumlu güvenlik birimleri, güvenli ve rahat şekilde komuta kontrol merkezlerinde görev yapma imkanına kavuşacak.

TALOS Projesi, ayrıca yüksek miktarda altyapı harcaması gerektiren geleneksel sınır güvenlik sistemlerinin aksine, taşınabilir birimlerden oluşan yapısıyla, güvenlik güçlerine düşük maliyetli bir çözüm sunuyor.

Projede kullanılan sabit sensör kulelerin, sadece insansız kara araçları ile gözetlenemeyen kritik bölgelere kurulması planlanıyor.


Saygılarımla,
Kamil Yasin Karpuz

28 Haziran 2012 Perşembe

Çin sessiz ve derinden ilerliyor.


 Çin, bir gün içinde uzay ve deniz keşiflerinde ilklere imza attı.


                Çin ilk olarak, dokuz gün önce Shenzhou-9 roketiyle uzaya gönderdiği üç astronotunun dün başarıyla Tiangong-1 uzay laboratuvarına ulaşmasına tanık oldu. Shenzhou-9, asronotların komutasında Çin'in ilk uzay laboratuvarı Tiangong-1 ile birleşti. Böylece, insanlı uzay görevleri ve uzay deneylerinin gerçekleştirilmesi adına büyük bir adım atan Çin, ABD ve Rusya'nın ardından bu uzayda bu kapasiteye ulaşan üçüncü ülke oldu.

EN DERİN NOKTAYA İNDİ
            Çin aynı gün, ikinci bir başarıya daha imza attı. Çin'e ait insanlı bir denizaltı, dünyanın en derin noktası olarak bilinen Pasifik Okyanusu'ndaki Mariana Çukuru'na daldı. Denizaltı, 11 kilometre derinliğindeki çukurun 7 bin 20 metre derinliğine ulaşmayı başardı.
            Ünlü yönetmen Steve Cameron, Mart ayında Mariana Çukuru'nun (Mariana Trench) en alçak seviyesi olan Challenger Deep noktasına ulaşma başarısı göstermişti.

            Mariana Çukuru'na inen Çinli üç denizci, Pasifik Okyanusu'nun 7 bin metre derinliğinden, Shenzhou 9 uzay aracındaki astronotlara tebrik mesajı gönderdi. Ye Cong, Li Kaizhou ve Yang Bo adındaki üç denizci, "Astronotlarımızın kendi komutalarıyla gerçekleştirdikleri başarılı kenetlenmenin yanı sıra, Çin'in uzay ve denizdeki görevlerinde büyük başarılar diliyoruz" dediler.


ÇİN'İN YÜKSELİŞİ
            Çin'in peşinden koştuğu büyük projelerde büyük başarılar elde ederek yoluna devam etmesi, dünyanın da büyük ilgisini uyandırdı.

            Washington merkezli düşünce kuruluşu Heritage Foundation'da araştırmacı olan Dean Çeng, "Bu tür başarılar, halkın bugüne kadar elde edilen başarıların kendi ürünleri olduğunu hatırlatmak konusunda Çin Komünist Partisi'ne yardımcı olacak... Parti'nin devam edecek iktidarı ve güvenilirliği için bunlar önemli gelişmeler... Gelecek aylarda Çin'den daha fazla başarı bekliyorum" dedi.


            Çin, 2020'de uzayda yeni bir istasyon inşa etmek istiyor. Bu kapsamda, astronotlarının uzay araçlarını kendileri kontrol ederek uzay istasyonlarıyla birleştirebilmeleri büyük önem taşıyor. Shenzhou-9'un başarısından önce, Çin benzer işlemleri yerdeki komuta istasyonlarından yönetmişti.

SUALTI ÜSSÜ
            Aynı gün gelen iki büyük başarının ardında, yerel basın Çin'in sualtında da bir üs inşa etmeyi planladığını öne sürdü. Buradaki amacın, uzay görevlerinde daha fazla tecrübe elde etmek olduğu belirtildi.


            Adını mitolojik bir deniz ejderinden alan Jiaolong denizaltısı, denizin Mariana Çukuru'nda üç saat harcayarak, su ve bitki numuneleri topladı, deniz tabanına işaretleyiciler bıraktı. Xinhua haber ajansı, toplamda 11 saat süren görevin, Çin'i deniz keşfinde oldukça ileri olan ABD, Japonya, Fransa ve Rusya gibi ülkelerin arasına soktuğunu belirtti.

            Çinli yetkililer, yapılan görevin ardından, ileride sulatında petrol arama çalışmaları da başlatılabileceğini belirtti. CNN'e konuşan analist Çeng, "Çin'in okynus keşfi programını, 1996'da hazırlanan dokuzuncu beş yıllık planına eklediğini ve o zamandan bu yana bu alana önemli yatırım yapıldığını" ifade etti.


            Çin'in 1992'den bu yana süren uzay programının toplam maliyetinin 6.27 milyar dolara geleceği tahmin edilirken, Çeng, Çin'in rakiplerine uyarıda bulundu: "Çin'in atılımları, bilim alanında egemenliği uzun süredir elinde bulunduran ABD ve Batılı ülkelere bir uyarı anlamı taşıyor... Çin, bugün aynı anda uzaya çıkıyor, okyanusun dibine iniyor" dedi.

Saygılarımla,
Kamil Yasin Karpuz

11 Haziran 2012 Pazartesi

KUANTUM ve PARALEL EVREN (QUANTUM AND PARELEL UNIVERSIS)



KUATUM TEOREMİ
Basit bir şekilde açıklayacak olursak; bir perde düzeneği kurulup önüne tek yarıklı bir engel konulduğunda, ve bilyeler gönderdiğimizde perde üzerinde tek bir şerit izi oluşur. 

Buna karşılık olarak çift yarık kullanıp, yine bilyeler fırlattığımızda ise, çift şerit izi oluşmaktadır. 
Buna karşılık olarak aynı deney sudaki dalgalarla yapılmaktadır. Bilye göndermek yerine gönderilen dalgalar tek yarıkta yine bir saçak görüntüsü oluşturur. 

Aynı dalgalar çift yarık engeline rastladığındaysa bir girişim deseni oluşturur. Dalgaların tepe ve çukurlarının çarpışmasıyla aydınlık ve karanlık saçaklar yani şeritler oluşuyor.
Bunların dışında aynı yarıklardan elektron gönderiliyor. Yine tek yarık deneyi yapılıyor ve tek yarıklı engel üzerinde elektronlar bombardıman ediliyor ve perde üzerinde tek bir şerit izi gözleniyor.

Diğer yandan aynı elektronlar çift yarık üzerine gönderiliyor. Elektronlar parçalanmayan maddeler olduğundan, bilye gibi davranması bekleniyordu. Ancak elektronlar su dalgaları gibi davrandı. Yani çok saçak oluşturdu. Aydınlık ve karanlık olmak üzere şeritler oluştu. 

Bu olayın bir açıklanması bulunamayınca, elektronlar tek tek gönderilerek deney tekrarlandı. Ancak yine çoklu şeritler meydana geldi. Bunu anlamlandırmak için bir gözlemci koyularak deney tekrar yapıldı. Ama göz koyulduğunda düzenekte iki tane şerit meydana geldi. Gözlemciden etkilenen düzeneğe bir açıklama bunamadı. Sanki elektronlar hem tüm yarıklardan geçiyor hem de geçmiyordu.  Bunun için Quantum Mekaniği buna yanıt bulamayıp, eksik kalmıştır.



yukarıdaki deneyde(young deneyi) meydana gelen olaylar eşiğinde elektronların aynı zamanda hem var hem yok olabileceği düşünülürken değişik teoriler ortaya atılarak, Albert Einstein’ ın  yarım kalan Her şey Teoremi ile ilişkilendirilmeye çalışıldı.

PARALEL EVRENLER
Evrenin nasıl oluştuğundan bahsedecek olursak, big bang sonrası kazara meydana geldik kavramı en yakın seçenek. Evrenin oluşumundan 4,5 milyar yıl sonra canlılar meydana geldiği düşüncesi savunuluyor. Bunun yanı sıra mükemmel evrenimiz kazara oluşması için fazla zor algılanıyor. Ancak son günlerde gelişen bilimle, birden fazla evren olduğu tartışılıyor bu da bu oluşumu mümkün kılıyor.

 Buradan yola çıkılarak da paralel evren teorisi meydana geliyor. Paralel evrenlere göre insanların orda bir kopyaları ve farklı bir Dünya’dır. Diğer evrenler de herkesin bir kopyası olabilir ve farklı bir yaşam sürüyorlar olabilir. Farklı evren sayısı belki de sonsuz olarak düşünülmenin yanı sıra 5 yada 11 gibi sayılarda evren olduğu tartışılıyor.

Paralel evrenler birbirine çok yakın durumdadır. Ancak bunu görmek mümkün değildir. Çünkü farklı bir boyuttadır. Bu farklı boyuta geçmek için öne sürülen bir yöntem cosmic yoğunlaştırması.
Henüz teori açısında olan bu bilgiler ve deneyler anlaşılması zor ve ulaşılması zor görünülsede belki ilerde mümkün olacak planlardır…


Saygılarımla;
Fatma Çinay








7 Haziran 2012 Perşembe

5. NESİL SAVAŞ UÇAĞI; SUKHOİ T-50- RUSYA


Rusya 5. Nesil Savaş Uçağı İle Meydan Okuyor
Rusya Hava Kuvvetleri için geliştirilmekte olan Rusya’nın ilk 5. nesil savaş uçağı Sukhoi T-50 (PAK-FA) ilk uçuşunu 29 Ocak 2010 tarihinde geerçekleştirdi. Geliştirilme çalışmalarına 2002 yılında Sukhoi firması tarafından başlanan uçağın ilk uçuşunu gerçekleştirmesi, Sovyet zamanlarından beri yeni bir savaş uçağı geliştirmeyen Rus Havacılık sanayisi için büyük anlam ve önem taşıyor.

            Bu ilk uçuşun bir başka anlamı da Batı’nın askeri havacılıkta son 20 yılda elde ettiği kazanımlara karşı meydan okuması.olarak gösteriliyor. ABD 1980'lerde geliştirmeye başladığı F-22 Raptor uçaklarını 2000li yılların başında hizmete sokarak, dünyadaki ilk 5. nesil savaş uçağını hizmete sokmuştu. Bunun yanında ABD 1990’larda başlattığı JSF (Müşterek Taaruz Uçağı) programında 2000’den fazla uçağı kendi hava kuvvetleri için; bin kadar uçağı da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu müttefik ülkeler için üretmeyi planlıyor. Seçilen uçak ise Lockheed Martin firması tarafından geliştirilen F-35 uçağı yine 5. nesil karakterlere sahiptir. Sukhoi T-50 ile Rusya ABD’nin ve onun müttefiklerinin hem F-22 hem de F-35 uçaklarına cevap vermektedir.

            5. Nesil?
            2. Dünya Savaşından sonra geliştirilen savaş uçakları sahip olduğu teknolojiler ve fiziksel kararkterleri ölçüsünde nesillere ayrılmaktadır. Mesela şu an Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmakta olan F-4E Phantom uçakları 3. nesil; F-16C/D uçakları ise 4. nesil savaş uçağı olarak değerlendirilmektedir. Avrupalı üreticilerin son yıllarda geliştirdikleri Eurofighter Typhoon, Rafale, Gripen tipi uçaklar ise 4+ nesil olarak değerlendiriliyor. Şu an kullanımda olan tek 5. nesil savaş uçağı ise Amerikan Hava Kuvvetleri’nin F-22 av/önleme uçağı. 

            Peki 5. nesil bir savaş uçağını, 4. nesil bir savaş uçağından ayıran (mesela bir F-16’dan) kriyerler neler? 
           

            Bu sorunun cevabı muğlak olsa da şöyle özetlenebilir: 

            - Görünmezlik: 5. nesil uçaklar radarlara yakalanmayacak şekilde özel olarak dizayn edilmiş; radar soğurucu malzemeler sıklıkla kullanılmıştır. Bu sayede 5. nesil uçaklar önceki nesillere göre operasyonel etkinliği ve hayatta kalabilirliği önemli ölçüde artmıştır. Bunun yanında IR, görsel spektrumda da görünmezlik sağlanmaya çalışılmış; LPI radarlar, phased array link/iletişim sistemleri tespit edilmesi daha güç sistemler kullanılmıştır. 

            - Entegre Aviyonikler ve Sensör Füzyon: 4. Nesil savaş uçaklardaki aviyonikler (radar, EW sistemi, navigasyon/kominikasyon sistemleri, hedefleme sistemleri) genellikle birbirinden habersiz ve bağımsız çalışmaktadır. 5. nesil aviyonik sistemleri ise radar, EW, IRST, hedefleme podları, ve data-link aracılığı ile gelen bilgileri birleştirip ortak bir resim elde etme kabiliyetine sahip. Ayrıca 5. nesil uçakların üst seviye görev planlanma kabiliyetleri mevcut.

            - Supersonik Seyir Kabiliyeti: 5. nesil ve bazı 4+ nesil uçaklarda bulunan bu kabiliyet uçakların art yanmasız ses-üstü hızlara çıkmasını sağlayarak, önemli operasyonel avantaj sağlamaktadır. 

            - Yeni nesil aviyonikler: 5. nesil uçaklarda Aktif Elektronik Taramalı Radarlar (AESA Radar), dijital EW sistemleri, yeni nesil kominikasyon-navigasyon-tanımlama sistemleri, yeni nesil elektro-optik sistemler gibi en son teknolojiler bir arada bulunmaktadır. 

            - Gelişmiş bilgisayar sistemleri/gelişmiş yazılımlar: Günümüzde en modern 4. nesil uçakların bilgisayar sistemleri bile ticari sistemlere nazaran demode kalmaktadır. Bu da gerek lojistik problemleri ortaya çıkarmakta, gerekse bu uçakların modifikasyonlarında/yeni sistem entegrasyonlarında sorun çıkarmaktadır. 5. nesil savaş uçaklarının ise bilgisayar sistemleri, kaynak kodları daha modüler yapıda olacaktır. Böylelikle uçakların donanım/yazılım güncellemeleri bir önceki nesle göre daha kolay yapılabilecektir. 

            - Yapısal Farklılıklar/lojistik yaklaşım: Yeni nesil savaş uçaklarının bir önceki nesle göre daha fazla ileri materyal teknolojileri kullanmaktadır. Örneğin yüksek oranda Titanyum, ve kompozit malzeme kullanımı. Yeni nesil uçaklarda daha gelişmiş, fly-by-wire/fly-by-light uçuş kontrol sistemleri ve hareketli kısımları kontrole eden yeni nesil elektrohidrodinamik komponentler ile uçakların güvenilirliği artmakta, lojistik ihtiyacı azalmaktadır.Ayrıca 5. nesil uçaklarla birlikte performansa dayalı lojistik kavramı gündeme gelmektedir. 

            - Manevra Kabiliyeti: F-22 gibi Sukhoi T-50’nin de yüksek güçlü motorları, güçlendirilmiş yapısal özellikleri ve 3 boyutlu yönlendirilmiş itki sistemi (TVC) gibi bazı teknolojilerle yüksek hızda, yüksek manevra kabiliyetine sahip olacağı söylenebilir. Sukhoi T-50’nin 12G kuvvetinde manevralar yapma potansiyeli, ve yüksek AoA kabiliyeti olduğu iddia edilmekte. 


            Sukhoi T-50
            Yeni uçuş yapmasına karşın Sukhoi T-50 hakkında pek az gerçek bilinmektedir. Uçağın süpersonik seyir ile 2000 km/sa sürate sahip olacağı; 5500km menzile sahip olduğu ve X ve L bandında çalışan AESA radarlara sahip olacağı bilinmektedir. Uçağın çıkan ilk resimlerinde 2 büyük gövde içi silah istasyonu göze çarpmaktadır. Bu istasyonları 8 kadar hava-hava füzesi taşıyabileceği gibi; ağırlıkları 1.5 tona ulaşan çeşitli hava-yer mühimmatlarını da taşıyabileceği düşünülmektedir. Sukhoi T-50’nin 400km menzilli hava-hava füzelerine sahip olacağı söylenmekte, bu tip bir kabiliyetin karşı tarafın erken uyarı uçaklarına, stand-off jammer uçaklarına, tanker uçaklarına ve keşif uçaklarına karşı uzaktan saldırı kabiliyeti sağlayacağı düşünülebilir. Rus şirketlerinin Sukhoi T-50 için yeni nesil hava-hava ve hava-yer silahları geliştirdiği daha önce basına yansımıştı.

            İlk resimlerde gözlemlediğimiz kadarıyla görünmezlik karakterlerine sahip olduğu gözlenmektedir. Geniş bir gövdeye sahip olmasından dolayı iç silah istasyonlarında büyük mühimmatların çok sayıda taşınması mümkün görünmekte. Sukhoi T-50’nin AL-41 tipi yeni nesil jet motorunun geliştirilmeye devam edildiği biliniyor.Satürn tarafından geliştirilmekte olan AL-41 motorunun 180kN itki üretmesi ve 3D yönlendirilmiş itki kontrol (TVC) sistemine sahip olacağı söylenmekte.

            Sukhoi T-50 uçağının 2015 yılından itibaren seri üretime geçmesi düşünülmekte. Ancak uçağın gerek bazı aviyonik sistemlerinin, gerekse motorunun tam olarak hazır olmadığı söyleniyor. Sukhoi T-50’nin finansmanının Rusya ve Hindistan arasında 50-50 ortaklıkla sağlandığı bilinmektedir. Bu bakımdan finansman problemlerinin aşılabileceği düşünülebilir. Sukhoi T-50 uçağının sadece Rusya ve Hindistan’ın değil, 3. ülkelerin de ihitiyaçlarına yönelik pazarlanacağı söylenmektedir. Bu bakımdan 2015 sonrası dünyada Sukhoi T50 Amerikan F-35 uçağının karşısında güçlü bir rakip olarak çıkabilir.

            Amerikan Hava Üstünlüğünün Sonu Mu Geliyor?
            Soğuk savaş sonrası ABD’nin geliştirdiği F-22 tipi uçaklara hiç bir devlet tam anlamıyla karşılık verememişti. Sukhoi T-50 ise Amerikan F-22 klasmanında bir hava üstünlüğü uçağı olarak ortaya çıkmaktadır. ABD’nin F-22 sayısı 183 ile kısıtlı olacağı ve F-22’nin ihracat lisanslarının olmaması nedeniyle Sukhoi T-50 uçağı sadece teknolojik anlamda eşitliği sağlamakla kalmayıp, sayısal anlamda bir üstünlük sağlayabilir. ABD’nin yüksek miktarlarda alımı planlanan F-35 uçağının ise hava-hava kabiliyetlerinin optimize edilmiş bir uçak olduğuna yönelik eleştiriler göz önüne alındığında ABD’nin hava doktrinlerinin temel paradigması hava-üstünlüğü kavramı sallantıda gibi görünmektedir.

Saygılarımla;
Kamil Yasin KARPUZ